Fuat Önen’in seçme makalelerini okurken Marks’ın kapitaldeki önsözünde belirttiği, “Bir cisimin hücrelerinin incelenmesinin kendisinin bir bütün olarak incelemesinden daha zor olduğu” belirlemesini hatırladım. Marks, emek ürününün meta biçimini ya da metanın değer biçimini kapitalist üretim tarzının hücre biçimi olarak ele alır. Nasıl ki meta ve değer ilişkisi kapitalist üretim tarzının anlaşılmasında kapitalist üretim tarzının ana hücresi ise, Fuat Önen’in yazılarındaki Kürdistan meselesinin bir toprak ve iktidar sorunu olduğu belirlemesindeki toprak, ülke, iktidar ilişkisi de, ulusal kurtuluşun anlaşılmasının ana hücreleridir. Fuat Önen’in bu temel üzerinde geliştirdiği teorik pratik çözümlemeleri; Kürdistani düşünüş, Kürdistan’dan sorunlara bakış, Kürdistani siyaset gibi kavramlara derin bir anlam yükleyerek, bu kavramların Kürdistan siyasi literatürüne yerleşmesinde önemli bir etkisi olmuştur.
Bu yazılar. aynı zamanda bir doğa ve toplum bilimcinin hassasiyeti ile hazırlanmış bir Ulusal Kurtuluş Manifestosu’dur. Nasıl ki bir doğa bilimci, deneylerini bozucu etkilerden uzak yerlerde gözlemlemeye çalışıyorsa, Fuat Önen de aynı hassasiyetle ulusal kurtuluş hareketinin normal biçimde gelişmesinin önündeki engelleri, düşmanın restorasyon taktiklerini, düşman tarafından oluşturulmuş ideolojik formasyonlardan, yenilgi ve yılgınlıkların neden olduğu ideolojik yanılsamalardan arınmış bir Ulusal Kurtuluş manifestosu’nun teorik-pratik çözümlemelerini sunuyor.
Kürdistan’ın coğrafi olarak yakın-doğunun merkezi ülkesi olduğu belirlemesi Fuat Önen’e ait bir belirlemedir. Yakın, orta ve uzak-doğu belirlemesinin batılılara ait olduğu, zamanla bu yakın-doğu kavramanın neden yok sayıldığı ile ilgili çözümlemeler önemli. Ortası ve uzağı olan bir coğrafi belirlemenin, yakınına ne olduğunu sorgulayarak bu yanlış değerlendirmenin Kürdistan siyasetinde etkisinin kırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu coğrafi konum, isimden çok jenosit siyasetinin anlaşılması bakımından ele alınır. Bu coğrafi adlandırmanın nasıl ortadan kaldırıldığı ve bunun anlaşılmamasının duygu ve düşüncelerimiz üzerindeki etkisi ile ilgili analizleri önemlidir.
Özellikle son yıllarda, uluslararası alanda bu yakın-doğu kavramının yeniden kullanılmaya başlamasının, savaş ve yeni dünya düzeniyle ilişkisinin teorik analizini Fuat Önen’in birçok farklı makalelerinde bulmak mümkündür. Bu durumun. Kürdistani siyasilere sunabileceği avantajlarla ilgili çözümlemeler; ulusal kurtuluş mücadelesinde doğru strateji ve taktiklerinin oluşmasının temel teorik dayanaklarıdır.
Türk devletinin temel özellikleri, Türk Egemenlik Sistemi kavramıyla formüle edilerek yapılan analizler, sistemle mücadelede çok ciddi teorik, pratik, stratejik ve taktik formülasyonlar içerir. Türk Egemenlik Sistemi çözülmeden, neden Türk devletinin hukuk devletine dönüşemeyeceği, Kürt halkı kendi geleceğini belirlemeden, ülkesinde iktidar olmadan, neden barıştan söz edilemeyeceği ile ilgili açıklamalar; aynı zamanda savaş, barış, reform, devrim ilişkisinin teorik tanımlamalarıdır. Restorasyonun temel itici dinamiğinin ne olduğu, sistemin temsilcileri olan farklı ögelerin restorasyon sürecinde duydukları farklı kaygılarla ilgili tanımlamalar; Türk Egemenlik Sistemi’ni bütünlüklü anlayabilmenin temel tezlerdir.
Sistem temsilcilerinin sistemin restorasyon gereksinmelerinden kaynaklanan birtakım girişimlerinin sistem dışı, sisteme karşıymış gibi algılanmasının nedenleri ilgili analizler, aynı zamanda Kürdistan’da devrimci bir damarın oluşmasının ve gelişmesinin de teorik çerçevesidir. Düşmanın kendi iç çelişkilerini gözetmek-değerlendirmek yerine, düşmanın iç çatışmalarının bir parçasına dönüşme siyasetiyle ilgili çözümlemeler, tekrar tekrar okunup üzerinde tartışılmalıdır.
Düşmanın iç çelişkileri ile ilgili “Ortak Bir Siyasi Akıl” makalesindeki şu sözler, siyasette bir kılavuz olarak ele alınmalı. ”Türk siyasetindeki farklılıkları abartıp Kürt siyasetini bu farklılıkların bir parçasına dönüştürmek, bu farklılıklar ekseninde konuşlandırmak son kertede Türk siyasetinin temel amacının gerçekleşmesine yaramaktadır. Siyasetin ilk kuralının düşman planını bozmak olduğu unutulmamalıdır!”
Erdoğan’ın ‘Türkiye’de Kürt sorunu vardır.’ sözü üzerine yüzün üzerinde Kürt aydının toplandığı Ankara toplantısında, büyük çoğunluğunun yurtseverlik adına Erdoğan’a teşekkür telgrafı çekme yanlısı olmasının nedenleri önemli. Halbuki 1980 öncesi sıradan bir öğrenci derneği üyesinin tepkisi, bu yüzün üzerindeki aydının tersine, bu sözün altındaki gerçek nedenleri sorgulardı. Bu ve benzeri toplantılarda yenilginin, yılgınlığın ve savrulmanın oluşturduğu ideolik yanılsamalardan arınmış bir mücadele dinamiğinin oluşmasında Fuat Önen’in görüşleri önemli bir etki oluşturmuştur.
Makalelerde ele alınan konularla ilgili siyasal açılımlar, Kürdistan bütünlüğü perspektifinde ve dünyadaki genel durum analizi ile içselleştirilerek sunulması, uluslararası kurumların niteliğinin anlaşılması açısından önemli. Bu kurumların Kürdistan açısından meşru ve gayrı meşru yanlarının neler olduğu ve bu kurumlara karşı tutum ve taleplerin nasıl olacağı ile ilgili teorik belirlemeler, aynı zamanda uluslararası ittifakların nasıl olabileceğinin de teorik zeminidir. Özellikle Birleşmiş Milletler kurumunun tarihsel bir süreç içinde ele alınıp incelenmesi, bu kurumun Kürdistan açısından meşru ve gayrı meşru yanlarının ulusal kurtuluş mücadelesindeki etkisinin anlaşılması açısından önemli.
Dünya düzenlerinin kurumlarından birisi olan BM’nin rolü ve konumu, yıkılan ve oluşturulmaya çalışılan yeni dünya düzenlerinin savaşlarla bağlantısı, tarihsel bir gelişim süreci içinde ele alınıp inceleniyor. Yeni bir dünya düzeninin oluşum sürecinin teorik analizlerinde, ulusal kurtuluşun izlemesi gereken strateji ve taktiklerin neler olabileceği ilgili geniş teorik açılımlar bulmak mümkün.
Dünya düzeni kavramının, dünya sistemi kavramı ile ilintisi ve dünya düzeni oluşturma ihtiyacının oluşmasının maddi zeminin ne olduğu ile ilgili belirlemeler dünya savaşlarını anlamanın teorik dayanaklarıdır.
Bugün artık herkesin ya da büyük çoğunluğun kabul ettiği 3.Dünya Savaşı kavramı, Fuat Önen tarafından Sovyet sisteminin yıkılışından itibaren kullanılmaktaydı. Herkesin tek kutuplu bir dünya düzeninin oluştuğu ile ilgili güzellemeler yaptığı bir dönemde, bir düzensizliğin olduğu ve yeni bir düzenin oluşmasının yeni bir uluslararası dengeler üzerine kurulabileceği ve bu savaşın uzun bir döneme tekabül edeceği ile ilgili belirlemeler, yaşanılan uluslararası koşulların etkisiyle bugün daha kolay anlaşılabiliniyor.
Dünya savaşlarının, ittifak ve itilaf kuvvetlerinin bulunduğu, safların net olduğu biçimde bir kavrayışın egemen olması ve bu kavrayışın zemininin yaşanan 1. ve 2. Dünya Savaşı pratiklerinde olması, değişen koşulları görebilme becerisinin körelmesinde önemli bir etken olmuştur.
Bu durumun toplumsal ve siyasal şekillenmeden kaynaklanan birçok nedenleriyle birlikte, yeni koşullara rağmen, eski koşullara tekabül eden belirlemelerin düşüncede yarattığı alışkanlıkların baskısı da bir neden olarak sayılabilinir. Eski klasik dünya savaş kavramının düşünüşümüzde yarattığı alışkanlığı atmak belli bir zamana yayıldı. Buna benzer durumu, Lenin’in Nisan Tezleri’nde Bolşeviklerin yaşadığı duraksamalarında görmek mümkün. Devrim ve devrim aşamaları ile ilgili tezlerin uzun süre savunulmasının, Nisan Tezleri’nin yazıldığı koşullarda eskimesinin geçersizliğinin görülememesi, kimsenin beklemediği, hayal edemediği kendine özgü koşulların oluşması gibi etkenler, ister istemez kadrolarda anlamakta zorlanmaya, duraksamaya neden olmuştu.
Fuat Önen, ilk olarak bu 3. Dünya Savaşı kavramını kullandığında, bu belirleme Kürt siyasetinde uç bir belirleme gibi algılanıyordu. İlginçtir böyle algılandığı halde, sanki böyle bir belirleme yokmuş gibi de sessizce geçiştiriliyordu. Tevkurd’ün bütün toplantı ve konferanslarında bu konu, Fuat Önen tarafından 3. Dünya Savaşı’nın Kürdistan ulusal kurtuluşu üzerindeki etkileri ile ilgili tezlerini tartıştığında, herhangi bir katılımcıdan, bu belirlemeyle ilgili olumlu ya da olumsuz bir görüş dile getirilmedi. Yokmuş gibi davranmak da garip bir eleştiri biçimi oldu Kürt siyasetinde. Eleştiri ve tartışma hedefiyle sunulan açılımların siyasi arenada tartışılmaması, yokmuş gibi geçiştirilmesi, ortak siyasi yapılanmaların oluşmasında olumsuz bir etki yaratmıştır.
Sovyetlerin yıkılışı ile değişen dünya koşullarındaki yeni savaşın doğru anlaşılmasının, bu savaşın Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine olumlu olumsuz etkilerin neler olabileceğinin bilinmesinde önemli bir etken olmuştur. Doğru bir strateji ve taktiğin oluşmasının zeminini bu geniş kapsamli analizlerde bulmak mümkündür.
Değişen koşulları önceden görebilme ya da yaşanılan süreçte bu değişen koşulları görebilme yeteneği, kişiyi ister istemez sürece önderlik etme konumunda da bırakır. Bu durum kişiye düşüncelerini kollektif bir kavrayışla yeniden biçimlendirip kollektif bir önderliğin çabasını verme olanağı sağladığı gibi, tersi bir durum da sağlayabilir. Bu tersi durum, özel yetenek vasıtasıyla, özel pozisyon oluşturma ve bir hareketin lider ve lider karizması etrafında yürümesini sağlar. Çoğu hareketlerin, bir lider ve lider karizması etrafında yürümeye çalışmasının oluşturduğu açmazlar ortada. Bu açıdan bakıldığında, Fuat Önen’in kendine özgü yeteneği ile ifade ettiği düşünceler, teorik belirlemeler; kollektif bir anlayış ve kavrayışı oluşturmayı amaçlayan belirlemelerdir. Kollektif üretkenlik birden fazla kişilerin aynı şeyi üretmesi değil, tam tersine karşılıklı etkileşim sürecinde oluşturulan düşüncenin, ortak anlayış ve kavrayış üzerinden yeniden üretilmesi, her bireyde kendi düşüncesi gibi içselleşmesi ve bunun pratik gereklerine göre kollektif bir iş bölümünün oluşmasıdır. Bu temel ilkesel tutumu, TEVKURD çalışmalarında da görmek mümkün. Fuat Önen’in teorik açılımlarıyla TEVKURD’e kazandırdığı canlılık yanında TEVKURD’ün pratik faaliyetlerinde sıradan bir nefer gibi her türlü göreve talip olunmanın pratik yansımalarını TEVKURD çalışmalarındaki analizlerde görmek mümkün.
Kürdistan toplumundaki ekonomik ve sosyal değişimlerin, mücadele tarzlarına etkisi ve özellikle köy nüfusu ile şehir nüfusu arasındaki oranın mücadele tarzlarına ne tür bir etki yarattığı ile ilgili çözümlemeler siyasal mücadelenin gereklerini yerine getirmek için önemli olanaklar sunuyor.Var olan ya da oluşacak örgütün siyasal gündemin seyircisi değil de aktörü olabilmesinin koşulları, siyasal mücadelenin hangi ihtiyaçlarına cevap verdiği, örgüt- mücadele ilişkisi tezlerinde derinlemesine işlenmektedir. Bir örgütün siyasal mücadelenin ihtiyaçlarına cevap verdiği oranda gelişip güçlenebileceği tezi, mücadele ile örgütsel gelişim arasındaki ilişki diyalektiğini kavramanın anahtarıdır.
Belli bir dönem Kuzey Kürdistan örgütlerininde egemen olan Bağımsız Birleşik Kürdistan şiarından vaz geçilişinin nedenleri ile ilgili çözümlemeler tarihsel bir gelişim içinde ele alınarak bağımsızlıkçı bir çizginin nesnel koşullarının çerçevesi çiziliyor. Kürdistan’ın bağımsızlıkçı bir siyasi hareketten yoksun olmasının oluşturduğu olumsuzluklara rağmen, Kürdistan’ı bekleyen geleceğin, Bağımsız Birleşik Kürdistan olduğu tezi, kadrolarda umudu, coşkuyu, mücadele azmini artırıcı bir ışleve sahiptir. Yaşanan 3. Dünya Savaşı’nın Bağımsız Birleşik Bir Kürdistan hedefine sağladığı olanakların, bağımsızlıkçı bir çizginin oluşumunu dayattığı ve bu bağımsızlıkçı çizgi üzerinden, bu tarihsel fırsatların değelendirebileceğinin ana dayanaklarını kitaptaki her çözümlemede görmek mümkündür.
Kuzey Kürdistan’da yaşanan ideolojik-siyasal deformasyonun sadece PKK çevresi ile sınırlı olmadığı, PKK dışı Kürt siyasi sınınfının da bu deformasiyondan nasibini aldığı belirlemesi bağımsızlıkçı bir örgütlenmenin zorunluluğu açısından önemli. Siyasal deformasyonu en özlü tanımlamsını kitaptaki şu cümlelerde görmek mümkün; ” …Yine bunun sonucu olarak Kuzey‘de devrimcisi az demokratı bol, radikali az reformcusu bol, jakobeni az jirondeni bol, bağımsızlıkçısı, ayrılıkçısı az birlikçisi bol bir siyaset sınıfı devşirilmiştir.”
TEVKURD’ın örgütlenme çalışmalarında ‘ortak akıl’, ‘ortak aidiyet’ kavramlarına derin teorik bir içerik kazandırılarak örgütleme modellerinin genel bir çerçevesi çizilmiştir. TEVKURD’ın farklı örgüt, grup, birey aidiyeti ile bu aidiyetler üzerinde olan ortak bir aidiyetin oluşması temeline dayalı örgütlenme modelini seçmesi, teorik çıkarsamalar için önemli bir deneyim. Bu örgütlenme modeli ulusal taleplere dayalı bir örgütlenme aidiyeti ile var olan aidiyetin de kendi aralarında kaynaşıp teorik-ideolojik ve pratik olarak kendilerini yeniden üretmelerine neden olacaktı. Böylece var olan grup, çevre ve şahıslar kendi aidiyetleriyle üst aidiyete biçim verme özgürlüğüne sahip olma yanında, ortak çabayla biçimlenen üst aidiyete de kendi aidiyetini uyumlulaştırma davranışının sergilendiği bir örgütlenme modeli temel alındı. Bu örgütlenme modeli ile ilgili çözümlemeler, genel teorik çıkarsamalar yapmak için önemli bir kaynaktır.
Var olan örgütlerle ilgili durum değerlendirilmesi yapılırken, “Kuzey Kürdistan Bir Örgütler Mezarlığıdır.” belirlemesi ile, bu mezarlığa dönüşen örgütler üzerinden siyasi mücadelenin ihtiyaçlarına cevap veren bir örgütün oluşum çerçevesi çiziliyor.
’Parçalanmışlık, Eşitsiz Gelişme ve Kürt Konferansı’ makalesinde Kürdistan’ın parçalanmışlığını, parçalar arası ilişkiyi, eşitsiz gelişim yasası temelinde değerlendirirken, bu yasaya getirilen tanımlama teorik katkı niteliğinde bir belirlemedir. Bu yasa, tarihsel gelişim süreci içinde yeniden ele alınıp, bu yasa ile ilgili yanlış görüşler irdelenirken teorik derinlikli, özlü ve anlaşılır bir tanımlama yapılıyor; ”Bu yasanın esası farklı coğrafyalarda ve farklı toplumlarda çelişkilerin ve bu çelişkilerin yoğunluğunun farklı olmasının, toplumlar ve coğrafyalar arasında eşitsiz gelişmeye yol açtığı gerçeğidir.” Bu tanımlama, teorik derinliğini bozmadan bu yasayı, çelişkilerin ve bu çelişkilerin yoğunluğunun farklılığı üzerinden anlamanın kolaylığını sağlamıştır.
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin eşitsiz gelişimiyle bağlantılı olarak, özgürlük mücadelesi merkezinin nasıl Kürdistan’ın farklı parçalarına kayabildiği ile ilgili belirlemeler, devrimci görevler açısında önemli. Devrimci sorumluluk açısından şu sözler devrimci bir perspektife sahip olmanın teorik dayanağıdır; ’ Son dönemde oluşan Kamışlı-Hewler-Mahabad direniş hattı güven vericidir. Diyarbakır’ın bu hattın dışında kalması ciddi bir sorunumuzdur. Ve bu, Kuzey Kürdistanlı devrimciler olarak bizim sorumluluğumuzdur. Diyarbakır’ın bu hata katılımını sağlamak, Güney'deki devletleşmeyi kendi özgürlüğümüz olarak görmek, eleştirmek, uyarmak, desteklemek görevimizdir.’
Yazılardaki ulusal ve uluslararası düzeydeki olumlu, olumsuz koşulların belirtilış biçimi, yılgınlığın tersine güven ve umudu oluşturuyor. Ülkemizi işgal eden sömürgeci devletlerin genel açmazları ve yapabilecekleri konusunda yapılan teorik belirlemeler; büyük bir çoşkuyla kendine güven duygusu,mücadele azmi edinmenin temellerini oluşturuyor. Bu yazılar aynı zamanda, Kürdistani devrimci damara aday kadrolar için bir el kitabı niteliğindedir.