Kurdistan’da Birlik Arayışlarının uzun bir tarihi geçmişi var. Ehmedê Xanî'den başlatabiliriz. “Ger dê hebûya me îttifaqek” diye başlayan dizeleri aslında bir birlik çağrısıdır. Ehmedê Xanî, o dönem Kürdistan mirliklerine çağrı yapmaktadır. Kürdistan mirlikleri birleşirse, Kürdistan'ın da birleşebileceğini düşünmektedir ki o dönemin koşulları göz önüne alındığında, bu gerçekçi bir çağrıdır.
Bu nedenle; Ehmedê Xanî'nin birlik çağrısını, daha çok dikey bir birlik çağrısı olarak değerlendiriyorum. Mirlikler üzerinden gerçekleşebilecek bir birlik çağrısıdır.
Ehmedê Xanî'nin o eserini aslında Machiavelli'nin Hükümdar ya da Prens adıyla çevrilen kitabıyla kıyaslamak mümkündür. Machiavelli de o zaman İtalya'nın birliğini sağlayabilecek prensin, hangi özelliklere sahip olması gerektiğini falan söyler.
Maalesef bu birlik gerçekleşmedi ve yani 17.yüzyılın sonunda yapıldı bu birlik çağrısı. 18. yüzyılın ortasından başlayarak; Osmanlı, Kürdistan'ı sömürgeleştirme politikasına başladı. Bu süreç; yani Kürdistan'ın sömürgeleştirilme süreci, yaklaşık 100 yıl kadar sürdü. Yani 1730'lardan 1840'lara kadar sürdü.
En son Bedirhan Bey başkaldırısının ezilmesiyle de Kürdistan eyaleti kurduklarını ilan ettiler. Bu artık Kürdistan'ı, merkezden, valiler üzerinden yönetmek istedikleri anlamına geliyordu. Birçok Osmanlı tarihçisi bunu “Kürdistan'ın İkinci Fethi” olarak değerlendirir.
Birinci Fetih, 1514-1639 arasındaki bir süreçte gerçekleştirilmiş ve Kürdistan'ın üçte ikisi ilhak edilmişti. 1750'den başlayıp 1847'de sonuçlanan İkinci Fetih’te ise Kürdistan sömürgeleştirilmiştir.
Mirliklerin dağıtılmasından sonra, Kürdistan'da müthiş bir kaos oluştu. Osmanlı İmparatorluğu, bu sefer din üzerinden Kürdistan'ı yönetmeye kalkıştı. Tarikatları destekledi. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun hiç beklenmediği bir şey oldu: Kürdistan'daki medreseler, ulusal bilinç ve ulusal hareketin ocaklarına dönüştüler.
Üç önemli medresemiz var o dönemde. İşte Nehri Medresesi, Barzani Medresesi ve Berzenci Medresesi.
Bu medreseler, Mirlîkler döneminden farklı olarak, kendileri dikey bir örgütlenmeye sahip olsa da Kürdistan'da yatay bir örgütlenme oluşturdular. Artık örgütlenmenin sınırları, Mirlîkler ile sınırlı değildi. Biliniyor, bu üç medreseden, üç büyük başkaldırı çıktı: Şeyh Ubeydullah-ı Nehrî, Şeyh Abdulselam Barzanî ve Şeyh Mahmudê Berzencî.
Ondan sonraki süreç; artık, modern örgütlenmelerin başladığı bir dönemdir. Yani bu dönemde; işte, Koçgiri Başkaldırısı'ndan başlayıp, Ağrı direnişinin ezilmesiyle Kuzeybatı Kürdistan'da sona eren bir süreçtir.
1919-23 dönemi Kürdistan'ın üçüncü fethidir. Ve bu sefer sadece kolonyalist bir sistem değil, jenosidal bir sistem oluşturulmuştur. Kürt halkının ulus-ülke hakikatini ortadan kaldırmaya dönük, bir sistemdir bu sistem. Bu sisteme; Kuzeybatı Kürdistan'dan, tepkilerin gelmesi gecikmedi. İşte 1925 Ulusal Ayaklanması sonrasında, Xoybun önderliğinde Ağrı Ayaklanması'yla bu sisteme, Kürt milleti itiraz etmiştir.
Bu dönemde Kürdistan çeşitli parçalarında farklı örgütler ortaya çıktı. Ancak bir örgüt enflasyonu da yok. Yani 1920'lerde Kürdistan Teali Cemiyeti ve Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti var. Sonrasında İstiklal Komitesi ya da Azadi Örgütü var. Sonrasında Xoybun var. 1943'te Doğu Kürdistan'da Komela Jekaf var. Güney Kürdistan'da Hêwî Örgütü var. Bu örgütlerin tamamı bağımsızlıkçı örgütlerdir.
1945'ten sonra; Kürdistan Demokrat Partileri'nin kurulmasıyla ulusal devrimci hareketimiz, yeni bir evreye girmiş oldu. 1945'te önce Doğu Kürdistan Demokrat Partisi, sonra 1946'da Güney Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu. Ondan sonra geçen zamanda Kürdistan Demokrat Partileri'nin, bir tür siyasi tekel oluşturduklarını görüyoruz.
Özellikle efsanevi lider Melle Mustafa Barzani öncülüğündeki Kürdistan Demokrat Partisi, Kürdistan'ın dört parçasında örgütlenmiş, aynı isimlerle örgütlenmiş ve merkeze, Güney Kürdistan'daki ulusal hareketi almıştır. Bu dönemde de özellikle 60'lı yılların başında İbrahim Ahmed- Celal Talabani'nin muhalefeti var.
Daha sonra hem Doğu Kürdistan'da hem Güney Kürdistan'da Komela örgütleri kurulmuş. Ama şöyle söyleyebiliriz; yani 1945-75 arasında Kürdistan Demokrat Partileri üzerinden bir siyasal birlik oluşmuştur diyebiliriz. Yer yer bazı ayrı örgütler olsa da esas çizgiyi bu temsil etmiştir ve bu artık bağımsızlıkçı bir çizgi değildir.
1975 Cezayir Anlaşması'ndan sonra Güney Kürdistan'daki ulusal hareketin yenilgisi -deyim yerindeyse- Kürdistan'ın dört parçasında, ulusal hareket içinde, çok partili yaşama geçmiş bulunuyoruz:
1970-80 arasında, Kuzeybatı Kürdistan'da 10’a yakın siyasi örgüt kuruldu. Güney Kürdistan'da üç örgüt birleşip YNK'yi kurdular. Doğu Kürdistan'da farklı örgütlenmeler oluştu. Küçük Güney çok daha ilginç bir yerdir. Oradaki Kürdistan Demokrat Partisi bir tür mitoz bölünmeye uğrayarak, çok sayıda örgüt, siyasi hareketin oluşmasına sebep oldu.
Ondan bu yana siyasal birlik çağrısı, daha çok bu siyasal örgütlerin birliği, yani bazen bu cephe şeklinde örgüt önerilir, bazen kongre şeklinde önerilir. Ama birlik çağrısının muhatabı; -hiç olmazsa 75'ten bu yana- esas itibariyle siyasi partilerimizdir.
50 yıllık geçmişe baktığımız zaman; zaman zaman birlik çalışmaları olsa da esas itibariyle, ne parça bazında ne de parçalar arasında bir ulusal birlik oluşturamadığımız görülüyor.
Ulusal Birlik Oluşturamama Sorunu
Bunun çok çeşitli nedenleri var. Yani parçalanmış bir ülke olmak, sonuçta eşitsiz birleşik gelişme yasasının zembereğinde olmaktır. Parçalar arasında sosyal, siyasal, bir ölçüye kadar kültürel farklılıkların oluşmasına yol açmıştır. Ama bence daha da önemlisi, bu dönemde, iktidar perspektifinin yeterince gelişkin olmaması da önemli bir sebeptir ciddi ulusal birlik hareketlerinin oluşmamasında.
Bunun en temel nedeni; parçalanmışlıktır. Bu parçalanmışlığın, parçalar arasında yol açtığı farklılıklardır. Bunun yol açtığı dar parçacı ulusal hareketlerdir. Yani çözümü, içinde bulunduğu parçayla sınırlı düşünen, siyasal partilerin varlığıdır.
Bir diğeri, dar partici anlayışlardır. Ulusal hareket; bir ulusun bütün sınıf ve katmanlarına hitap eden bir harekettir. Dolayısıyla; burada, parti iktidarını, ulusal iktidarın önüne çekmek, ulusal birliğin sağlanamamasında, en önemli faktörlerden biridir.
Güney Kürdistan örneği, bunu yeterince açıklar. 1975-98 arasında arada CUD, milli cephe deneyleri olmasına rağmen, bu yirmi üç yıllık süreç daha çok kardeş katli ile geçmiştir. Binlerce peşmerge şehit edilmiştir bu iç savaşta. Bunun esas nedeni işte dar particilik. Bu arada diğer işgalci devletlerle kurulan ilişkiler, bu birliğin oluşmasını engellemiştir.
En son 98'de ABD'nin müdahalesiyle, Mam Celal ve Kek Mesut bir araya gelmişler. Kısa sürede bunun olumlu sonuçlarını da görmüşlerdir. İşte Mam Celal Irak Devlet Başkanı olmuş. Kek Mesut da on iki yıl Kürdistan Bölge Başkanı olmuştur bu birlik sayesinde.
Ama geçmişten devralınan, bu ağır yükler, 30 yılı geçtiği halde hâlâ orada; ulusal ordu, ulusal ekonomi, ulusal güvenlik kurumları, yani ulusal kurumlar oluşturulamıyor. Bu da bu sayılan nedenlerden kaynaklanıyor.
En önemli nedenlerden biri de devlet aklı yerine parti aklıyla siyaset yapmamızdır. Siyaset, doğrudan devletle ilişkili bir disiplindir. Devletli toplumlarda ya iktidarı korumak, ya iktidarı değiştirmek ya da düzeni değiştirmek hedeflerine yöneliktir siyaset.
Devletsiz toplumlarda siyasal partilerin, devlet gibi düşünüp- davranmak zorunlulukları var. Çünkü bir devletiniz yok, bir devlet kurmaya çalışıyorsunuz. Bunu devlet aklıyla yapmak lazım. Bizde alt iktidar bilinci gelişkin, merkezi iktidar bilinci zayıftır. Bu da temel nedenlerden biridir diye değerlendiriyorum.
Birlik Tartışmaları
Leslie Lipson'dan bir alıntıyla başlamak istiyorum. O şöyle diyor: ”Siyaset düzeyinde de düşünce düzeyinde de bir şeye karşı birleşmek, her zaman bir şey için birleşmekten çok daha kolaydır.”
Dolayısıyla birlik meselesinde demek ki iki tane önemli problem var: ”Bir, bir şeye karşı birleşeceğiz. İki, bir şey için birleşeceğiz.”
Bu karşı olacağımız şey, aslında son derece açık olmalıdır. PÊLKURD, Kürdistan meselesinin; işgal edilmiş, parçalanmış ve paylaşılmış bir ülke meselesi ve devlet kurma hakkı gasp edilmiş bir millet meselesi olduğu kanaatindedir. Bu temel üzerinden, siyaset yapmaktadır. Şimdi bu tarifte çoğu zaman anlaşabiliyor siyasal gruplar.
Ama bu tarifin, zorunlu kıldığı sonuçlara geldiğimiz zaman anlaşılamıyor. Çünkü eğer bu tarif doğruysa; bundan çıkacak olağan siyasal sonuç, Kürdistan'ın işgaline ve parçalanmışlığına karşı çıkmak, yani Kürdistan'ın birliğini savunmaktır. Devlet hakkı gasp edilmişse bu milletin, Kürdistan'ın devletleşmesini savunmak gerekir.
Maalesef, siyasal gruplarımız, siyasette çıtayı bunun çok altında tutuyorlar. Yani bağımsız birleşik Kürdistan hedefi, ulusal birliği ve parçalar arası ulusal birliği sağlayabilecek olan stratejik hedef budur.
Ancak; çıta çok altta tutulduğu zaman, kalıcı ulusal birlikler oluşturmak, oldukça güçleşiyor. Yani, birinci olarak, işgalciliğe karşı birleşmek, retorik olarak kolaydır ama bu işgalciyi tanımlamakta aynı şeyleri anlamadığınız zaman, birlik oluşturmak zordur. İki, işgalden sonra, yani:”Ne için bir arada olacağız?” Bunda da ciddi sorunlarımız var.
Bu nedenlerle, her seferinde, çok fazla çağrıda bulunulduğu halde, ciddi ulusal birlikler, ulusal siyasal birlikler oluşturamıyoruz. Ancak buna devam etmek lazım. Bu çağrılara, bunun için mücadele etmeye devam etmek lazım.
Ulusal Birlik çalışmaları konusunda parçaların somut durumu:
Doğu Kürdistan'da altı örgüt bir araya gelmiş ve temel ulusal hedeflerde anlaştıklarını söyleyerek, bir manifesto yayınladılar. Bu olumlu bir gelişmedir. Bazı ihtiyatlarımız olsa da bunun ciddi bir gelişme olduğunu düşünüyoruz.
Güney Kürdistan'da, yani 1990'dan alırsanız otuz beş yıldır, 2005'ten alırsanız işte yirmi küsur yıldır, ikili iktidar devam ediyor: PDK ve YNK iktidarları, on altı aydır orada bir seçim olduğu halde henüz bir hükümet kurulmuş, parlamento aktive edilmiş değildir.
Ulusal birlik meselesinde, en ciddi handikapımız, Güney’deki bu ikili iktidar durumudur. Çünkü Kürdistan'ın dört parçasının kaderi, zaten birbirine bağlıdır. Ama güncel olarak; Doğu Kürdistan, Güney Kürdistan ve Küçük Güney'in kaderleri, güncel olarak da birleşmiştir.
Şimdi bu üçlünün kaderinde esas inisiyatif alabilecek olan, Kürdistan Ulusal Parlamentosu'dur ve maalesef on altı aydır; biz, bu ulusal parlamentonun, açılmasını bekliyoruz.
Doğu Kürdistan'daki güç birliğinin, ya da ulusal birliğin, şuna dikkat etmesi lazım: Birlik, sadece partilerin bir araya gelmesiyle sağlanabilecek bir şey değildir.
Evet, ulusal demokratik devrim için devrimci partilere gerek vardır. Ama bu devrimin gerçekleşmesi, halkın örgütlenmesiyle mümkündür.
Şu anda ABD, İsrail ve İran arasında süren bir vahşi savaş var. Bu savaşın da bir müddet süreceği varsayılıyor. Bu savaş sürdükçe, Doğu Kürdistan halkı başta olmak üzere, diğer İran halkları da çok ciddi felaketlerle karşı karşıya gelmek riskiyle yüz yüzedir.
Yani hem ekonomik sefalet hem petrol, elektrik yokluğu, iletişim yokluğu... Onun için Doğu Kürdistan'daki bu ulusal birlik, temele inmeli, şimdiden devlet gibi davranarak, devletin gerektirdiği kurumsallaşmaya dönüşmelidir.
Yani bu petrol için bir kurum olur, elektrik için olur, beslenme için bir kurum olur ve mutlaka Güney Kürdistan'la ittifak halinde bunları yapmaları gerekir.
Küçük Güney'e geldiğimizde, yani 14 yıl süren ve 13 bine yakın Kürt gencinin şehit olduğu söylenen, bir savaşın ertesindeki bir durumdadır. Orada da maalesef, çeşitli girişimler olsa da bu 10 yıllık süreç boyunca, ciddi bir ulusal birlik oluşturulamadı.
İşte hatırlardadır, Duhok Anlaşması, Hewler Anlaşması... Orada federasyon talebi üzerinden anlaşıldığı halde, Küçük Güney'deki siyasi aktörler, bu 15 yıllık mücadele boyunca, Kürtler için hiçbir somut ulusal hedef, ulusal siyasi stratejik hedef, öne sürmediler.
10 yıl, Kuzeydoğu Suriye'yle uğraştılar. Sonrasında HTŞ'nin Şam'a gitmesiyle, Arap aşiretleri(Doğu Suriye): ”bizim dindaşlarımız, kardeşlerimiz Şam'dadır." deyip, HTŞ'yle ittifak ettiler. Şu anda, Güneybatı Kürdistan ya da Küçük Güney'dedirler.
Geçen yılın Nisan ayında, Kürdi-Kürdi bir konferans düzenlendi. Bu konferanstan sonra, Kürdi-Kürdi bir heyet kuruldu. Normalde, Küçük Güney'in ulusal siyasal temsiliyetinin, bu heyet aracılığıyla sürdürülmesi lazım. Çünkü o konferansa 40'tan fazla parti, kanaat önderleri, ulusal örgütler katıldılar. O heyet Küçük Güney'i temsil kabiliyetine sahiptir.
Dün ya da evvelki gün bu heyetin Şam'la görüşeceği söylendi. Sonra ENKS'nin Şam'la görüştüğüne dair bir haber okudum.
Hâlâ Küçük Güney'in HSD genel kumandanı Mazlum Abdi ve Kuzeydoğu Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmet tarafından temsil edilmesi, artık kabul edilemez. Çünkü ortada HSD yoktur. HSD, Kuzeydoğu Suriye projesinin bir parçası olarak, Arap aşiretleriyle yapılan ittifakın adıydı.
Bu ittifak, ABD tarafından sona erdirildi. Dolayısıyla ortada ’Hêzên Suriyeyê Demokratik’ diye bir güç yoktur. ’Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’ diye bir yönetim de yoktur. İlham Ahmet o yönetimin dışişleri sorumlusu olarak konuşuyor. Oysa olması gereken şudur: Birincisi, HSD bitmiştir,(Suriye demokratik güçleri). Kurulması gereken Kürdistan demokratik güçleridir. Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi bitmiştir.
Kurulup savunulması gereken, Küçük Güney'deki otonom ya da federal bir yapıdır. Kürdi-Kürdi heyet bunu inşa etmeye başlamalıdır.
Buna karşı Suriye rejiminin ya da bölge aktörlerinin ya da işte süper güçlerin tepkisini, ancak kurunca anlayabiliriz.
Şu anda; İran, ABD-İsrail savaşı, sadece İran'da sürmüyor, aynı şekilde Irak'ta da sürüyor. İsrail bu savaş başladığından bu yana Heşdi Şabi, karargahlarına bombalar yağdırıyor.
En son, Irak'taki NATO güçleri, Irak'tan çekildi. Bu savaşın süreceği görülüyor.
Bu durumda, her üç parçayı temsil eden yapılarımızın; birlikte, uluslararası güçlerle, uluslararası kurumlarla ilişkiye geçmeleri lazım.
Amerika Birleşik Devletleri'ne şu söylenmelidir:
Batı Kürdistan'ı HTS'ye entegre etmeye zorlarsan, Güney Kürdistan'la kalıcı bir ittifak sürdüremezsin.
Doğu Kürdistan'ı İran'ın hâlâ bir parçası olarak görmeye devam edersen, her üç parçayla ciddi bir ittifak sürdüremezsin.
Yani, her üç parça; birlikte, hem diplomasiyi, hem siyasi ve silahlı mücadeleyi, birlikte örgütlemelidirler, birlikte sürdürmelidirler.
Kürdistan'ın diğer parçaları, yani Kuzeybatı Kürdistan'daki siyasi aktörleri de dünyanın dört bir tarafına dağılmış olan Kürtler de bu birliği, canı gönülden destekleyecek ve bu birlik müthiş bir sinerji yaratacaktır.
Ocak ayında, Kürt milleti, bütün haşmetiyle meydanlara çıkıp: "Biz bir milletiz, Kürdistan bizim tek yurdumuzdur. Küçük Güney'i koruruz." diye sokaklara çıktılar.
Kürt siyaset sınıfı, Ocak ayındaki şahlanışın çok gerisindedir. Bunu önce kabul etmek lazım. Yani Ocak ayındaki şahlanışın temel sloganları: "Yek e! yek e! yek e! Kürdistan yek e! Rojava, Rojhilat e! Kürdistan yek welat e!" Temel sloganları buydu. Oysa siyaset sınıfımız, bu ruhun gerisindedir.
Şimdi artık, bence; Kürdistani siyasette, Ocak ayındaki şahlanış temel referanstır. Bir diğer referansımız da 2017'deki bağımsızlık referandumudur. Kürtler ne istiyor diye sağda solda ha bire sorulur. İlk defa bir sandık kondu. Sandık başına gidenlerin %93'ü "Bağımsız Kürdistan istiyoruz." dediler. Dolayısıyla, siyaset sınıfımız; bu iki olguyu, temel referans alarak, ulusal birlik çalışmalarına girmelidir. Bunlar referans alınmadan, yapılacak her tür birlik girişimleri, geçici olacaktır, sonuç alıcı olmayacaktır.
Kuzeybatı Kürdistan'da ulusal birlik arayışları
Şimdi: ”Kuzeybatı Kürdistan'da durum nedir?” diye sorulursa, Kuzeybatı Kürdistan'da, ulusal birlik arayışları, 1980 öncesinde başladı ve 1979'da, KİP, PSK ve PDK-KUK arasında, Ulusal Demokratik Güç Birliği oluştu.
Maalesef bu güç birliği, en fazla lazım olduğu darbe sonrası dönemde, işlevsiz hale geldi. 1984 PKK'nin silahlı mücadelesiyle beraber, 1984-90 arasında, Kuzeybatı Kürdistan'daki örgütler içinde self likidasyon ya da oto likidasyon gerçekleşti ve örgütlerimizin tamamına yakını kendi kendini tasfiye ettiler.
Bu, o döneme kadar, oluşturulan bütün potansiyelin PKK'ye kanalize olmasına yol açtı. Yani özellikle PKK'nin legal hareketinin tarihini incelediğimiz zaman görüyoruz ki bu hareketi güçlendiren kadroların çoğu PKK geleneğinden gelmiyorlar. Diğer geleneklerden gelen ve artık PKK'ye kanalize olmuş kadrolar üzerinden oluşmuştur. Bu, PKK'nin Kuzeybatı Kürdistan'da bir siyasi tekel oluşturmasına yol açtı. 2000 yılına kadar aşağı yukarı böyle gitti.
1999'da, Öcalan'ın yakalanıp teslimiyetini belirtmesinden sonra, Kuzeybatı Kürdistan'da yeniden birlik çalışmalarını gözledik.
Kuzeybatı Kürdistan'daki birlik çalışmalarının, çok önemli bir zayıf noktası var. Bu da birlik çalışmalarının, PKK'nin silah bırakmasına endeksli olmasından kaynaklanıyor.
1999'da başlayan arayış, 2001'de Hakpar'ın kurulmasıyla sonuçlandı. PKK dışı neredeyse bütün çevrelerin içinde yer aldığı bir parti olarak kuruldu, Hak ve Özgürlükler Partisi.
2005'te Erdoğan'ın; "Kürt sorunu vardır, bu benim de sorunumdur." demesinden sonra, yeni bir arayış başladı. Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu ve TEVKURD bu arayışın bir sonucu olarak, bir ulusal birlik hareketi olarak doğdu.
Sekiz yıla kadar ayakta kaldı bu ulusal birlik hareketi. Ama bu ulusal birlik hareketi de içeriden tasfiye edildi.
2012-15 sürecinde; bu sefer birçok legal parti kuruldu. İşte PAK kuruldu, Kürdistan Demokrat Partileri kuruldu. önce ÖSP, sonra Kürdistan Komünist Partisi kuruldu.
Her iki-üç dönemde de temel faktör ya da temel anlayış şudur: ”PKK silah bırakıyor, öyleyse bize, siyasi alan açılıyor.” diye düşünüldü. Bu yanlıştır:
Hiçbir örgüt, başkasının açmazlarıyla güçlenmez. Her hareket; kendi mücadelesi, kendi çabasıyla güçlenebilir. Ve eğer PKK'nin silah bırakması, Kürdistani güçlere yarayacak olsa zaten devlet böyle bir talepte bulunmaz. Dolayısıyla bütün siyasal gruplarımızın, siyaset sınıfımızın artık bunu anlaması lazım.
PKK, 2015'te ciddi bir kırılma yaşadı. Mantığı olmayan, binlerce Kürt gencinin hendeklerde telef edildiği bir dönemdi. En son, geçen yıl başlayan, Bahçeli-Öcalan projesi, yeni bir kırılmaya yol açtı. Aslında bu proje, Küçük Güney'de ölmüştür.
Çünkü bu projenin esas hedefi, zaten Küçük Güney'i dağıtmaktı. Kısmi amaçlarına ulaşsalar da Türk devleti ulaşsa da esas istediğine henüz ulaşmış değildir. Suriye'de ve Güneybatı Kürdistan'da savaş devam edecektir.
Şimdi yeniden ulusal birlik arayışları var. Biliyorsunuz, bu ayın 14'ünde; PWK, PSK, Tevgera Vejin ve Pelkurd'ün yanında onlarca bağımsız kadro, bir ulusal birlik konferansı düzenlediler. Bir ulusal birlik komitesi oluşturuldu. Bu komite Newroz'u Şeyh Saİt Meydanı'nda meşalelerle kutladı ve bu birliği genişletme görevi verildi o komiteye.
Bu ayın 28'inde bağımsız kadroların düzenleyeceği yeni bir ulusal birlik konferansı var. Ne hikmetse, çok istememize rağmen, bu iki inisiyatifi birleştiremedik. Ama bu iki inisiyatifin, birbirine karşı kurulmadığı, birlikte de birçok iş yapabileceklerini düşünüyorum. Bunun için gayret sarf edeceğim.
Dolayısıyla burada da yani PKK silah bırakıyor, öyleyse bize siyasi alan açılacak anlayışından kurtulmak lazım. Siyasal alanımızı, biz ancak kendi mücadelemizle açabiliriz. Evet, bugün, PKK-Dem kitlesi içinde de ciddi tartışmalar ve ayrışmalar var. Ama eğer; PKK dışı partiler, siyasal hareketler, kendi mücadeleleriyle görünür hale gelmezlerse, bundan da bir sonuç çıkmaz.
Ancak kendi mücadelemizle görünür hale gelip, Kuzeybatı Kürdistan'da, ikinci bir adres olarak, Kürdistani bir adres olarak görünür hale gelirsek, bunun hakkını vermiş oluruz diye düşünüyorum.
Kürdistanlı sosyalist ve komünistlerin ulusal kurtuluş mücadelesindeki rolleri:
Dünyanın her yerinde; sosyalistler, komünistler ulusal kurtuluş mücadelesinde, önderlik savaşı vermişlerdir. Maalesef Kürdistan'da, bu konu, henüz anlaşılabilmiş değildir. Çok uzunca bir süre, Kürdistanlı komünistlerin önemli bir kesimi, egemen ulus ya da egemen devlet komünist partilerinde örgütlenmeyi tercih etmişlerdir.
Hatta bir anekdot anlatayım. Irak Komünist Partili bir Kürdistanlıyla tartışırken ona dedim ki: "Şu anda Irak, Suriye, İran ve Türkiye'deki, komünist hareketlerdeki Kürt kadrolar birleşip, bir komünist hareket kurulursa, bölgenin, belki de dünyanın, en güçlü komünist hareketi çıkar."
Bu olmadı. Uzunca bir dönem, ulusal devrimci hareketin dinamikleri doğru anlaşılmadı. Bugün de Kürdistanlı sosyalist-komünistlerin yapacağı en önemli şey, Bağımsız Birleşik Kürdistan bayrağını, en yüksekte tutmaktır. Çünkü; öncülük, sadece kalabalıklara sahip olmak değildir. Aynı zamanda, bir de fikri öncülüktür.
Şu anda; Kuzeybatı Kürdistan'da, ideolojik hegemonya, devletin eline geçmiştir. Bu; sadece devletin kendi ideolojik aygıtlarıyla sağladığı, bir sonuç değildir. Öcalan üzerinden sürdürülen, denasyonalizasyon süreci ve ideolojik saldırısıyla, çok ciddi bir ideolojik hegemonya sağlanmıştır.
Buna karşı mücadelede de Kürdistanlı devrimciler, en önde olmalıdırlar. Kürdistan'da önümüzdeki devrim adımı, sosyalist-komünist bir devrim değildir. Bağımsızlık birlik devrimidir.
Bu konuda; Engels'in, Polonya için söyledikleri, bence Kürdistanlı devrimciler için ufuk açıcıdır. Engels diyor ki: "Polonya'nın bölünmüşlüğü ve işgal altında tutulması, üç büyük gerici güç arasında, bir harç oluşturmaktadır.Bunlar; ”Prusya, Avusturya ve Rusya imparatorluklarıdır. Onun için Polonya'nın birliğini ve bağımsızlığını savunmalıyız." Orada da durmadan şunu söylüyor:"Polonya enterasyonal olmadan, enterasyonalist olmadan önce, ulusal olmalıdır."
Şimdi bu anlayışlara, belki çok geç vardı Kürdistanlı devrimciler. Ama bence yapmamız gereken esas şey budur: ”Ulusal demokratik devrimi sonuna kadar götürmeye çalışacak olan, Kürdistan'ın emekçi sınıflarıdır.”
Kürdistan'daki diğer sınıflar, ulusal mücadeleye katılabilirler. Hegemonyayı ele almaya çalışabilirler. Ama ulusal demokratik devrimi, bu süreci sonuna kadar götürebilecek olan tek güç, Kürdistanlı emekçiler ve onların örgütleri olacaktır.
Birlik çabalarının başarısı, temsil kabiliyeti edinebilmeye bağlı
Bu, mücadeleye bağlıdır. Hazır bir şey değildir. Yani bizi bekleyen hazır bir sonuç yok. Bir çok defa denenmiştir. Bir daha denenmekte hiç bir sakıca yoktur.
Bir dünya savaşı yaşıyoruz. Kürdistan dört parçasıyla, bu savaşın cephe ülkesidir. Dolayısıyla savaşın bir iyi, bir de kötü yanı var: ”Kötü yanı, işte, insanlar ölüyor, katliamlar oluyor falan. İyi yanı, savaş insanları değiştirir de. Bu savaşın, siyaset sınıfımızı da değiştirmesini umuyorum.”
Dolayısıyla bu birliğin, sonuç alması için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Temel sıkıntımız şudur; ayın on dördündeki konferansta da bütün arkadaşlara söyledim: ”Gerek on dördünde bir araya gelenler, gerek yirmi sekizinde bir araya gelecek olanlar, hepimiz toplansak, Kürdistan'daki temsil kabiliyetimiz, %1'i geçmiyor.” Önce bu gerçeğimizle yüzleşmemiz lazım. Yani bizim; önce, temsil kabiliyeti edinmemiz lazım. Hem ayrı ayrı örgütler, hareketler olarak, hem de bu hareketlerin güç birliği ya da ulusal temsil birliği olarak, temsil kabiliyeti edinmemiz lazım. Bunun için önümüzde zorlu bir mücadele var.
Kürt halkı, bu yılın ocak ayında, kendi içinde ulusal birlik meselesini çözdüğünü gösterdi. Yani, bizim paradoksumuz zaten budur. Aslında olması gereken, ulusal siyasal güçlerin birleşerek, ulus birliğini sağlamaya çalışmasıdır.
Bizde işler tersine gelişiyor: Bu yılın ocak ayında, Kürt ulusunun birlik olduğu, sokaklara taşan yüz binlerle gösterildi. Ortak ulusal sloganlarla ve siyaset sınıfımızın ufkunu aşan devrimci sloganlarla bunu gösterdi.
Şimdi; bizim, yani siyaset sınıfımızın, buna layık olması lazım. Bunun için çabalaması lazım. Mücadele ettiğimiz ölçüde, umutsuz olmak için hiçbir nedenimiz yoktur.
İdeolojik aygıtlar
Bütün iktidarlar, bütün devletler ve bu ara işgalciler, sadece şiddet aygıtlarıyla kitleleri yönetemezler. İşte Althusser'in yaptığı ayrımla bir de devletin ideolojik aygıtları var.
Bizim; buna karşı, çok ciddi bir ideolojik mücadele yürütmemiz lazım. Şunu söylemek istiyorum: Yani, Ocak ayındaki kitlesel şahlanışta; ”Barış, demokrasi, halkların kardeşliği” gibi sloganlar yoktu. Neden yoktu? Çünkü halkımız, ulusal bir refleksle bir savaş halinde olduğunu, bölgede ve dünyadaki savaşların zembereğinde bir Kürdistan olduğunu gördükleri için, bu tip sloganlara tenezzül etmediler.
Şimdi; burada, ciddi bir sıkıntı var. O da şudur: PKK sadece artık bir siyasi network ya da siyasi tekel değil, devlet destekli bir tekele dönüşmüştür. Türkiye'nin -işgalci devletinin- ideolojik saldırısına, Kürdi görünümlü bir yüz kazandırmaktadır. Bunu mutlaka kırmak lazım.
Monopol tekel dediğimiz, daha çok böyle; işte, siyasi iktisatta okuduğumuz şeylerdir. Finans kapital dediğimiz zaman; bu, büyük tekellerin, devletle bütünleşmesinden falan söz ediyoruz. Ve eğer bir tekel, devlet destekli hale dönüşürse, yani devlet diyelim ki: ”Konut sektöründe, bir tekeli desteklerse, o sektördeki diğer tekellerin rekabet gücü çok azalır.”
Burada da böyle bir saldırıyla karşı karşıyayız. İşte barışçıl hayaller, ne kadar hümaniter gözükürse gözüksün, aslında Kürdistan halkını fikri açıdan silahsızlandırmaya dönüktür.
Şu anda zaten Kürdistan'ın üç parçasında bir silahlı mücadele sürüyor, sürecek ve bu daha da yükselecek gibi gözüküyor.
Yani bu savaş; Irak'ı da içine alırsa, yani hatırlarsınız DEAŞ Musul'u ele geçirdikten sonra, bütün Irak ordusu ve polisleri Kürdistan'dan çekildi. Musul'dan da Kürdistan'dan da çekildi. Onlara göre tartışmalı denilen topraklardan da çekildi. Peşmergelerin o topraklara girmesi yirmi dört saatin işiydi.
Bugün de aynı şeylerle karşı karşıya gelebiliriz. Onun için bir an önce; Güney Kürdistanlı siyasal partilerimizin, ’bir ulusal hükümet, bir ulusal program’ oluşturup, ulusal parlamentomuza işlerlik kazandırmaları gerekir: ”O, diğer bütün parçalardaki ulusal harekete, bir sinerji katar.” diye düşünüyorum.
Entegrasyonist saldırılar.
Entegrasyonist saldırıya karşı, ciddi bir mücadele sürdürmek gerekir.
İki millet arasında entegrasyon olmaz. Entegrasyon; bir bütünün, uyumlu olmayan bir parçasını, onunla uyumlu hale getirmektir.
Kürt milleti, olmayan Türkiye milletinin, uyumsuz bir parçası değildir. Kürt milleti, kendi topraklarında hâlâ çoğunluğu oluşturan kadim bir millettir. Bunun Türkiye milletine ya da Suriye milletine, İran, Irak milletine entegre olmasını istemek, Kürtleri millet olmaktan çıkarmaktır. Çünkü ulusal mesele dediğimiz mesele; esas itibariyle, toprak ve iktidar meselesidir.
Siz bir millete: ”Bağımsızlık, federasyon, otonomi gibi kolektif bütün ulusal hakları yasaklarsanız, onu millet olmaktan çıkarmak istiyorsunuz.” demektir. Dolayısıyla bu entegrasyonist saldırıya karşı, ciddi bir mücadele sürdürmek gerekir. Kürdistan'ın her dört parçasında ciddi bir mücadele sürdürmek gerekir.
En son Tom Barak şöyle dedi: "Kürtler dört ayrı parçaya bölünmüş, çok zulüm görmüşler ama artık her parça kendi devletiyle entegre olmalıdır." Tom Barak da, Bahçeli de, Erdoğan da, Ocalan da aynı şeyleri söylemektedir. Dolayısıyla; barış, kardeşlik gibi sahte öyküleri reddetmeliyiz.
Kürdistan devrimi, müthiş potansiyellere sahip bir devrimdir. Kürdistaniyim diyen her örgüt, her şahıs, bu büyüklüğe göre hazırlanmaya çalışmalıdır. Önümüzün açık olduğunu düşünüyorum.
Bağımsız Birleşik Kürdistan'ın her zamankinden çok daha gerçekçi bir hedef olduğunu düşünüyorum. Bu elbette bir çırpıda ulaşılacak bir stratejik hedef değildir. Bu uzun bir süreçtir. Bu süreç içinde bazı parçalarda federasyon, bazısında otonomi, bazısında bağımsızlık olabilir. Ama Kürdistan meselesinin kalıcı çözümünün, Bağımsız Birleşik Kürdistan'da olduğunu söyleyerek bitireyim.
Parti iktidarı yerine ulusal iktidar hedefi
Siyaset sınıfımız, parti iktidar kavgasını bırakmak zorundadır. Yani şunun için bırakmak zorundadır: Yine Güney Kürdistan'dan başlarsam; eğer, Güney Kürdistan'da, parti iktidarı yerine bir ulusal iktidar oluşturulamasa, her iki parti iktidarı da yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Savaş ciddi bir iştir. Bir dünya savaşı, onun bölgeye yansıması ve Kürdistan'a yansımasını tartışıyoruz. Bu sadece bir ulusal çıkar meselesi değildir.
Partilerin de şunu göreceğini umut ediyorum: Bu sağlanamadan parti iktidarını da ayakta tutmak mümkün değildir. Yani; yarın, Bağdat, Heşdi Şâbi'nin kalan kısmıyla, Kürdistan'a saldırabilir. İkili orduylan buna cevap veremeyiz.
Aynı şekilde, İran rejimi, Doğu Kürdistan'a saldırabilir. Güney Kürdistan'ın; orası için, çok ciddi bir destek, lojistik güç olması lazım. Bunu sağlamak da ancak, ulusal iktidarlarla mümkün olur.
Bu, Küçük Güney için de geçerlidir. Küçük Güney'in artık, parti iktidarından vazgeçip, orada her ne istiyorlarsa; otonomi, federasyon, bağımsızlık, her ne istiyorlarsa, Kürdi Kürdi heyetin öncülüğünde, bir ulusal tutum belirtmeleri gerekir. Yani: ”Savaş, siyasetin zor araçlarıyla sürdürülmesidir.” diye eski bir tanım var.
Siyasetin mantığı da savaş mantığından çok uzak değildir. Soyut hedefler için mücadele edilmez. Somut, açık hedefler için mücadele edilebilinir. Bu da işte ulusal iktidardır. Onun için: ”Savaş; herkesi, hepimizi değiştirecektir.”
Tek çıkış yolunun: ”Bağımsız Birleşik Kürdistan olduğu, çok da uzun olmayan bir sürede anlaşılacaktır.” diye düşünüyorum.