×
Îro dîsa li ser gorra te bûm !
admin
Îro dîsa li ser gorra te bûm !
Zinarê Xamo Salek dîsa pir zû derbas bû ! Aslan, sal dîsa zû derbas bû, me hew dît 9ê adarê hat jî. Ez û Hêvî îro dîsa bûn mîvanê te. Tu rastiyê dixwazî min ji bîr kiribû. Lê do ne pêr, nizanim çawa bû, wek heft kes ji min ra bibêjin, ”ma qe...

Li himberî êrîşên dagirkeran em hêza xwe bikin yek
admin
Li himberî êrîşên dagirkeran em hêza xwe bikin yek
Welatê me Kurdistan ji derveyî îradeya gelê me bi çar perçeyan ve hatîye perçe kirin. Eve nêzîkî sed salîye ku Tirkîye, Îran, Iraq û Sûrîye , di meseleya  Kurdistanê de hemû pirs û pirsgirêkên di navbera xwe de datînin alîyekî û bi hevdu re pla...

Radio Ashti
admin
Radio Ashti
Sipasdarê birayê Haci KardoxiAştî û Radio Ashtî me, sipasdarê dost û hevalên ku bi sebir 4 saetan li me guhdarî kirin û em bi tenê nehiştin im. Mixabin derfet nebû ku bersîvên temama pirsan bidim. Em di têkoşîna rizgarîya neteweyî de bi hev re n...

19 sal zû derbas bûn
Zinare Xamo
Sal zû derbas dibin, min hew dît salek din jî derbas bû û wa ye dîsa 9ê nîsanê hat. Erê pismamo, 19 sal di ser wefata te ra derbas bûn. Îro dîsa ez û Hêvî bûn mîvanên te. Lê vê carê em ne bi tenê bûn, Mumtaz Aydin Roza Kurdî, Erdal Kurdman, ez û Hêvî...

Xwezî gorr bihata zimên
Zinare Xamo
Xwezî gorr bihata zimên
Aslan, sal zû derbas dibin, me tew nedît 18 sal çawa derbas bû. Îro ez û Hêvî dîsa bûn mîvanê te. Li ber serê te me bi hesreteke kûr û bi xemgîniyeke mezin rojên borî yad kirin. Me bîstekê qala te kir. Hêvîyê got, qey qismet û nesîbê te ev ax, ev gor...

Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Fuad Onen
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne. Li gorî rayedarên Sîstema Serwerîya Tirk, ev şer ji bo wan mijara bekayê (mayin-nemayinê) ye. H...

Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
Zinare Xamo
  Mehmet Aslan Kaya 17 sal berê di rojeke wiha da di 51 saliya xwe da ji nişka ve, bêyî ku kesî nerehet bike, bêyî ku haya kesî pê xe wek çirayekê vemirî û çû gerdûneke din. Mirina wî ne malbata wî tenê, bi sedan, bi hezaran kesên ev kurdê fed...

Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Zinare Xamo
Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civata Swêd da hatine der û meqamên muhîm, ji bo gelê xwe xebatên pir baş dikin. &n...

Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Fuad Onen
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. Lê taleba desthelatîyên navendî lawaz e. Sedemek ji, ku sernîvîsa vê panelê j...

Serxwebûna Kurdistanê
Fuad Onen
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. Di vir de anormalîyekheye. Yanî îro ji her demê betir taleba serxwebûn û yekîtîya Kurdistan...

Page 1 of 6First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  Next   Last   
18

-Türkiye'nin Suriye ve Kürdistan politikalarında, devlet aklı nasıl bir strateji izlemektedir?

-Şimdi İbrahim Kalın, Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan son yıllarda ısrarla biz bölgesel bir gücüz ve bölgede oyun kurucu bir aktörüz diye iddiada bulunuyorlar. Esad rejiminin çöküşünden sonra da bir bayram havası estirdiler. İşte : “Bizim oyun planımız, başarıya ulaştı.” dediler. Bunlar doğru değil! Suriye'de, Türkiye'nin oyun planı, gerçekleşmiş değil.

Suriye'de Türkiye'nin oyun planı: Daha 2012-15 İmralı sürecinden başlayarak; Türkiye, Güney Kürdistan, Rojava'daki güçler, Müslüman Kardeşler birlikte Esad'la savaşacaklardı. 2012-15 sürecinde; PKK, bu denkleme girmediği, İran-Suriye denkleminde kaldığı için o proje sonuçsuz kaldı. Daha sonra da Türkiye, Esad'ı devirecek bir hamle yapamadığı için Esad devrilmeden bir yıl önce, ısrarla Esad'la ilişki kurmaya çalıştılar. Rusya'yı araya soktular.

Esad: “Siz, benim ülkemde işgalcisiniz, işgali son vermeden sizinle görüşmem.” dediği için aralarında bir görüşme olmadı. Dolayısıyla HTŞ ve Golani’nin Şam'a yürümesi, Türkiye'nin oyun planı değildi. Bu daha çok batılı güçlerin oyun planıydı. Özellikle; İngiltere, Amerika, İsrail’in oyun planı gerçekleşti ve HTŞ, Şam'ı ele geçirdi.

Bu konuda; Türk medyasının, Türk siyasilerinin, yaptığı açıklamaların tamamı, ülke içine dönük bir propagandadır. Türkiye oyun kurmuş ve bu oyunu sürdürüyor değil. En son; Hakan Fidan bir açıklama yaptı ve dedi ki: “KSD, oyunbozanlık yapıyor.” Aynı konuşmasında İsrail için de aynı şeyi söyledi. “İsrail de oyunbozanlık yapıyor.” dedi. Demek ki tasarladıkları oyun, başarıya ulaşmış değil. Hala önünde çok ciddi engeller var. En büyük engel, Kürt milletinin direnişidir. Bu direnişi kırmadıkları müddetçe; oyun planları, başarıya ulaşmaz.

Bir de dış faktörleri var:

Şimdi oyunun zemini şudur: “İran'ın direniş ekseni dediği altı devlet vardı. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen. Bunlardan üçü çözüldü. Geriye Yemen ve Irak'taki Heşti Şabi güçleri kaldı. Yemen'i her gün, İsrail-ABD, bombalıyor; onları da etkisiz hale getirdiler.”

Doğada olduğu gibi siyaset de toplum da boşluk tanımaz. İran'dan doğan bu boşluğu kim dolduracak? Sorusunun cevabıdır, kurgulanan oyunlar. Şu anda; bu boşluğu doldurmaya aday olan üç temel aktörden söz edebiliriz:

Birincisi, İsrail ve tabii ki Amerika’dır.

İkincisi, körfez ülkeleri; Suudi ve Katar -ancak Suudi ve Katar da- Suriye konusunda, kendi aralarında bir yarış halindedirler. Katar daha çok Türkiye'ye yakındır. Suudi sermayesi, Suriye üzerinde belirli hedefleri olan ve şu anki rejimi finanse eden temel güçtür.

Üçüncü aday da Türkiye'dir.

Bu, Bahçeli-Öcalan sürecinin esasını da zaten bu oluşturuyor. Bu boşluğu, biz doldurmazsak, bu boşluk, bizi de yutar düşüncesi üzerine böyle bir süreç başlamıştır. Kürdistanî siyaset, tarih bilinciyle yaklaşmalıdır. Türkiye bunu ilk defa yapmıyor.

Biliyorsunuz; Osmanlı İmparatorluğu, 16. yüzyılın başında, Kürdistan Mirleriyle bir güç birliği oluşturarak, doğuya doğru büyüyen bir imparatorluğa dönüştü. Yani, Osmanlı İmparatorluğu'na, Yakın Doğu'nun, Orta Doğu'nun kilidini açan, Kürdistan Mîrlikleriyle yaptıkları güç birliğiydi.

19. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu, modernleşme sürecine girince, ilk yaptığı şey, ittifak yaptığı Kürdistan Mîrliklerini tasfiye etmek oldu. Yani 1817'den başlayıp 47'ye kadar süren, bir Kürdistan seferi başlattılar ve Kürdistan'daki Mirlikleri, Osmanlı Kürdistan'daki Mirliklerin tümünü neredeyse tasfiye ettiler.

Şimdi aynı devlet aklıyla davranıyorlar. Bizim Yakın Doğu ve Orta Doğu'da oluşan boşluğu doldurmamız için Kürt siyasetini kendimize entegre etmemiz lazım diye düşünüyorlar.


Bu; tarihten gelen bir devlet aklıdır, Türkiye'nin yaptığı işlerin arkasında olan. Bu nedenle; Bahçeli-İmralı süreci, Kuzeybatı Kürdistan'la çok ilgili değildir. İlk hedefi, Küçük Güney, Rojava dediğimiz Küçük Güney'dir. Güney Kürdistan'dır.

 Orta vadede de eğer; ABD, İsrail ve İran çekişmesi sürer, İran'da bir de-stabilizasyon olursa; hedefinde, Doğu Kürdistan da vardır. Dolayısıyla; bizim, bu süreci önce doğru anlamamız lazım. Gerek Türk Egemen Siyaseti, gerek onun sözcüsü durumunda olan Öcalan ve Öcalan'ın verdiği ödevleri yerine getiren DEM Partisi ve bir ölçüde DEM Parti dışındaki Kürt partileri de bu süreci; ‘PKK'nin silah bırakması süreci’ olarak algılayıp, bir ölçüde destek veriyorlar.


Oysa burada hedef, Kandil'deki silahların bırakılması değildir. Türk Devleti'nin, Kandil'deki silahlı varlıktan ciddi bir sıkıntısı yoktur. Onların deyimiyle ‘kontrollü bir savaş’ sürdürüyorlar ve Kandil'deki silahlı varlığı bahane ederek, gerek Güney Kürdistan'a dönük, gerek Küçük Güney’e dönük sert bir işgalci savaş sürdürüyorlar son on yıldır. Öyle olduğu için bu süreci; ‘PKK'nin silah bırakması’ olarak anlamak doğru değildir.


Bu süreç; Türk Devleti'nin, Kürdistan'ın dört parçasını da kapsayan, bir saldırıdır. Siyasi saldırıdır, ideolojik saldırıdır. Bu süreci böyle anlayıp, bu sürece cepheden karşı çıkmak, her Kürdistanî yurtseverin görevi olmalıdır. Yani gerek güneyli yöneticiler, gerek kuzeydeki bazı partiler; bu süreci, eksik ve yanlış anladıkları için PKK'nin silah bırakması olarak anladıkları için ve PKK'nin silahlı varlığından rahatsız oldukları için bu süreci destekliyorlar. Bu çok vahim bir yanlıştır. Türk devlet aklını anlamamaktır.

Siyaset devletle ilgili bir faaliyettir. Devletli toplumlarda ya iktidarını sürdürmek ya da iktidara gelmek ya da bu devlet yerine başka bir rejim inşa etmek için siyaset yapılır.


Devletsiz toplumlarda, ortada bir devlet olmadığı için o milletin partileri, devlet aklıyla düşünmek zorundadırlar. Devlet aklıyla düşünmediğiniz zaman, egemen devletlerin gündemine dahil olursunuz, bilerek ya da bilmeyerek, o gündeme dahil olursunuz. Kürdistanî siyasetin temel problemlerinden biri budur. Parti aklı çok gelişkindir, ancak devlet aklı oldukça zayıftır Kürdistanî siyaset içinde.


Bakınız; Türk Devleti, Suriye'de ve Irak'ta şimdiden Türkmen kartını hazırlıyor. HTŞ’ye yönelttikleri eleştirilerin başında şu geliyor, diyorlar ki: “Geçici hükümette niye bir Türkmen bakan yok?” Bütün Suriye'de 50 bin Türkmen varsa bunu 1 milyon Türkmen'e çıkarıyorlar. Orada bir Türkmen kartını hazırlıyorlar.


Güney Kürdistan'da da aynı kartı hazırlıyorlar: “Kerkük'te, Tilefer'de, Hewlêr'de, çok büyük bir Türkmen nüfusu var.” diyorlar ve “Biz o Türkmenlerin haklarını savunacağız. Türkmenler Arap siyasetinde, Güney Kürdistan siyasetinde, önemli bir aktör olmalıdırlar.” diyorlar.

Aynı şeyi İran'da Azeri kartını hazırlıyorlar. Biliyorsun, 1946 Kürdistan Cumhuriyeti döneminde, Kürtlerle Azeriler arasında da çatışma çıktı. Azeriler, ayrı bir otonom Kürdistan kurulmasına karşı çıkarak, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti içinde, otonom bir bölge olmasını dayattılar. Bu dayatmada, Sovyet Devletler Birliği'nin, özellikle Azerbaycan Halk Cumhuriyeti lideri Bagırov'un da yoğun çabaları vardı. Ancak oradaki Kürdistanî partiler, Kürdistanî güçler bunu kabul etmediler.

Üç yıl önce İran'da, ikinci bir Kürdistan eyaleti kurma önerisine, Acemlerden önce, Azeriler karşı çıktı. Bizim Doğu Kürdistan dediğimiz bölgenin bir bölümünü, Batı Azerbaycan olarak tarif ediyorlar ve şimdiden Türkiye ve Azerbaycan devleti ileride olası bir de-stabilizasyon durumunda, İran'da şimdiden Azeri kartına hazırlıyorlar. Şimdi bu devlet aklıdır.


Devlet aklının bir temel özelliği uzun vadeli düşünmek, önce stratejik olarak, dost-düşman tanımına sahip olmak, sonra konjonktüre göre taktik ittifakları da dikkate almaktır. Maalesef Kürdistanî siyaset, bu devlet aklından uzak davranıyor. Özellikle bu Bahçeli-Öcalan sürecine Güney Kürdistan'da, Kuzey Kürdistan'da verilen destek, bu devlet aklının zayıflayışından kaynaklanan bir durumdur. Onlar, devlet aklıyla uzun vadeli hesaplar yapıyorlar.


Bizimkiler daha çok parti çıkarlarını, parti iktidarını esas alan bir tarz-ı siyaset yürütüyorlar ve şöyle söylemek mümkündür: “Partilerimiz; ciddi-kalıcı bir stratejiye sahip olmaktan çok, taktik ittifaklar, taktik başarılar peşindedirler.” Eğer devlet aklıyla düşünülürse, Kürdistan'ın özgürlüğü bağımsızlığı önünde iki tane temel engel var: “İran İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bunlarla hiçbir tür stratejik ittifak oluşturmak söz konusu değildir.”


Stratejik düşmanınla, stratejik ittifak kuramazsın. Bu eşyanın da siyasetin de tabiatına aykırı bir durumdur. Dolayısıyla, bu süreci ben böyle tanımlıyorum ve bütün Kürdistan'ın yurtseverlerinin bu sürece cepheden karşı olmaları gerektiğini söylüyorum.

 

Şimdi komisyon meselesi şudur.

Türkiye Meclisi'nde, Türkiyeli ve Türkiyeci partiler tarafından bir komisyon oluşturulmuştur. Bu komisyonda, Kürt milletinin temsilcileri yoktur. Kürt milleti, bu komisyonda temsil edilmemektedir. Kürdistan davasını savunan bir temsilci de bu komisyonda yoktur.

Bu komisyon; Türkiye'nin geleceğini düşünen, Türkiye için iyi şeyleri yapmaya çalışan bir komisyondur. Orada Dem Parti'nin varlığı arada bir işte ‘Kürt sorunun da çözümünü bu komisyon tartışacak’ gibi söylemler gerçeği yansıtmamaktadır.

Komisyonun adını analiz edelim: Milli dayanışma; Kürtlerle Türkler arasında milli bir dayanışma olmaz, milli bir birlik olmaz. Kürtlerle Türkler arasındaki ilişki, milletler arası bir ilişkidir. Ve Türk Devleti'nin yüz yıldır sürdürdüğü jenosidal bir sistemin muhatabıdır Kürt milleti. Onun için oradaki milli dayanışmadan da anladığımız kadarıyla, oraya katılan herkes, kendisini Türkiyeli ve Türk milletinin bir parçası olarak görüyorlar.

Kardeşlik bir diğer kavramdır. Şimdi bu kardeşlik, siyasal bir kavram değil. Aslında sosyal bir kavramdır. Ancak Fransız devriminden sonra bu siyasal literatüre de girdi. Yalnız Fransız devriminin temel sloganı; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik idi.


Türk siyasetinde eşitlik ve özgürlük yok. İşlerine geldiği zaman bir kardeşlik iddiası var. Bu da eşyanın tabiatına aykırıdır. Yüzyıldır, ortadan kaldırmaya çalıştığınız bir millet var karşınızda. Yüzyıldır, bu milleti ortadan kaldıramadığınız için tek tek Kürtlerin varlığını kabule yaklaştınız. Ama yine Kürt millet gerçekliğini, Kürdistan gerçekliğini reddediyorsunuz, inkâr ediyorsunuz ve ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz. Bunun adı, kardeşlik değil, bunun adı düşmanlık hukukudur. Eğer bir devlet; bir halkın, ulus ve ülke hakikatini ortadan kaldırmaya çalışıyorsa buradan kardeşlik çıkmaz.


Bu düşmanlık hukukudur. Hem de 21. Yüzyılda, artık görülmeyecek bir jenosidal faaliyettir ve düşmanlık hukukudur.

Üçüncü kavram demokrasidir.

Bu, CHP ve Dem Parti'nin ısrarıyla komisyonun adına konmuştur. CHP, bu komisyonda, iktidarın kendisine dönük saldırısını bir tür engellemek için o komisyonda vardır. Bunun da yolu, bu komisyonun adına demokrasi sözcüğünü eklemektir. Dem Parti zaten biliyorsunuz, her kavramın başına bir demokratik getirip yeni bir şey söylediklerini sanıyorlar.

İşte demokratik millet, demokratik vatan, demokratik devlet bu kavramı zaten kullana kullana bu kavramı artık anlamsız hale getirdiler. Demokratik millet diye bir millet yoktur. Her milletin içinde, demokrasiden yana olan, ona karşı olan tarafları vardır. Demokrasi siyasi bir kavramdır ve bir devlet durumunu ifade eder.


Ama Öcalan'ın başlattığı, DEM ve PKK'nın da eşlik ettiği bir süreç içinde, her kavramın başına demokratik sözcüğünü getirip, yeni bir şey söylediklerini sanıyorlar. Demokratik modernite, demokratik modernite dediğinız, kapıtalist modernitedir, Demokrasi de kapitalist sistemin bir devlet biçimidir. Demokrasi, yeni bir şey değildir. Dolayısıyla ben bu komisyondan ciddi bir karar çıkacağı kanısında değilim. Bahçeli-Öcalan sürecinin kilidi, Küçük Güney’de ve Suriye'de kırılacak ya da açılacaktır.


Türk Devleti, Kuzey’in egemen siyasetini teslim almış durumdadır. Küçük Güney'i de teslim alıp, daha sonra Güney Kürdistan'ın da yeni hegemon gücü olmak çabasındadır. Bunu başarabilirlerse bu süreç ilerler. Bunu başaramadıkları ölçüde 2015’te olduğu gibi bu süreçte sonuçsuz kalacaktır.

Gerek Türk Devleti, gerek PKK, ilerisi için kendilerine bir manevra alanı açıp duruyorlar. Türk Devlet yetkilileri: “PKK içinde, bu sürece karşı olan bir kesim var.” diyorlar. Son günlerde, bunu daha çok Rojava, Küçük Güney üzerinden söylüyorlar.

PKK’de: “Devlet içinde bu sürece karşı olanlar var.” diyorlar. Bunun için söylüyorlar. Türk Devleti, yarın Suriye'de oyunları bozulursa,               -Hakan Fidan'ın korktuğu başına gelir oyunları bozulursa- Türk Devleti diyecek ki: “Ben her türlü imkânı verdim ama bunlar bize oyun oynadılar.” deyip, çok ciddi bir askeri saldırıya başlayacaklar.


PKK'de öyle gözüküyor ki eğer imkân bulur, yeni fırsatlar bulursa aynı şeyi PKK de yapabilir. Dolayısıyla ben bu sürecin başarı şansını çok fazla görmüyorum.

Rojava’dakiler, Kandil'dekiler gibi değildir. İdeolojik yakınlıkları olsa da, örgütsel yakınlıkları olsa da Rojava'daki yöneticilerle Kandil'deki yöneticiler aynı pozisyonda değildirler.


Nedeni şudur: Kandil'de işte kimisi 3000, kimisi 2500 diyor, silahlı unsur var. Bunlar profesyonel savaşçılar. Öcalan talimat verir, Kandil'deki yöneticiler de uyarlarsa onlar silah da bırakabilirler, başka bir ülkeye de gidebilirler. Ama Rojava'da durum böyle değil.

Kuzeydoğu Suriye dedikleri yerde;  8-10 milyon insan yaşıyor. Orada silah bıraktığın zaman, milyonlarca insanı ateş çemberine atmış olacaksın. Ne sen bir yere gidebilirsin, ne milyonlarca taraftarını bir yere götürebilirsin. Onun için şimdiye kadar İlham Ahmet'in –özellikle- açıklamaları, yer yer Mazlum Abdi'nin açıklamaları, orada şimdilik, hala bir direncin varlığını gösteriyor.

 

Amerika Birleşik Devletlerinde iki farklı eğilim

Amerika Birleşik Devletleri içinde; dünyaya bakışta, Yakın Doğu ve Orta Doğu'daki gelişmeler konusunda, iki farklı eğilim olduğunu görüyorum. Bunlardan biri, Trump'ın ve işte Tom Barack'ın temsil ettiği çizgidir. Trump ilk dönem devlet başkanlığı sırasında da Güney’den yani Irak'tan, Suriye'den, çekileceğini falan söyledi.


O zaman Pentagon ve CENTCOM, onu engellediler. Şu anda ABD devleti içinde; ciddi bir iç çatışma var ve bu iç çatışma konumuzla da son derece ilgilidir. Benim gördüğüm kadarıyla; Pentagon, Centcom, belki Dışişleri Bakanı Rubio daha çok İsrail'e yakın bir siyaset hattı izliyorlar ve bu noktada Trump'a direnç gösteriyorlar. Trump ise; işte, Rusya'yla sorunlarını da halledip, Çin'e karşı daha organize olup, uzun süreli bir mücadeleyi sürdürmek istiyor gibi görünüyor.


Erdoğan, Trump ve Barrack ekolüyle iyi ilişkiler içinde. Erdoğan'ın Trump üzerinden, Amerika Birleşik Devletleri'ne söylediği şu: “Ben; sizin, Yakın Doğu’da, Orta Doğu’daki bütün işlerinizi hallederim. Siz, Kürt siyasetiyle, Kürdistan'la ilişkilerinizi benim kabul edebileceğim seviyeye getirin.” Tek şartı, Türk Devleti'nin tek şartı budur.

İsrail'le de ilişki kurmaya hazırdır Türkiye. ABD'nin; bölgede, ona vereceği bütün görevleri yerine getirmeye de hazırdır. Fakat demin de söylediğim gibi: “Suriye çok aktörlü bir denklemdir.”

Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir proje: Ulus İnşası.

Suudi ile Türkiye arasında ciddi bir çekişme var. Suudi finans olarak HTŞ'yi finanse ediyor. Türkiye de askeri yardımda bulunmak, askeri eğitimde bulunmaya çalışıyor. Dolayısıyla düşünüldüğü gibi Türkiye'nin eli Suriye'de çok güçlü değil. Bu birincisi.

İkincisi, Tom Barrack'ın söylediği, daha sonra işte Erdoğan'ın tekrarladığı Gulani'nin tekrarladığı: “Tek ülke, tek bayrak, tek ordu Suriye Arap Cumhuriyeti.” Bence, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir projedir.

 Burada da tarih bilinciyle bakmaya çalışıyorum. Biliyorsun, 1919'dan 1939'a kadar; Suriye, Fransa'nın mandasıydı ve Fransa, oradan bir ulus çıkarmaya çalışıyordu. 20 yıllık çabası sonuçsuz kaldı. En son Suriye'den çekildi.

Ondan sonra; 1960'da, işte Baas geldi. Baas, hem Sovyetler Birliği'nin hem de neredeyse dünyadaki tüm ve ilerici kamuoyunun desteklediği bir siyasi hareketti. 1950'lerin sonunda 60'ların başında Arap coğrafyası içinde beliren Arap milliyetçisi akımların başında da Baas gelir. Mısır'da Nasır vardı, Libya'da Kaddafi vardı. Bunlar bir ara Birleşik Arap Cumhuriyeti de kurdular. Ancak sosyalist sistemin bütün desteğine rağmen, Baas Suriye'de bir ulus inşa edemedi.


Suriye'deki savaşın ve sonuçlarının bize gösterdiği budur. Suriye'de bir ulus inşa edemedi ki Baas ideolojik olarak ulus inşasına en yakın siyasi partiydi. Yani bir tür Kemalizm’le paralellik kurup anlamaya çalışabiliriz. Ama nasıl ki Türkiye, 100 yıldır bu devletin vatandaşlarından bir millet oluşturamadılarsa Suriye'de de bir ulus oluşturulamadı.


Şimdi, HTŞ ve GULANİ, ulus inşasına uzak bir siyasi harekettir. Cihadist’tir. İslami referansları kullanıyorlar. İslamcı değildirler. Sadece referansları kullanıyorlar. Kimisi 10 gruptan, kimisi 18 gruptan oluşan bir cephedir HTŞ diyorlar. Böyle bir siyasi hareket ve böyle bir dünya görüşü, Suriye'de bir ulus inşa edemez.

Bugün Suriye'de bir devlet yok, bir çete var. Bu çete, eskiden İdlib'i yönetiyordu. İdlib'deki hükümeti, olduğu gibi Şam'a taşıdılar ve biz devlet olduk dediler. Ortada bir devlet yapısı yoktur. HTŞ, Suriye topraklarının belki yüzde 20-25'inde egemendir. Onun dışında HTŞ'nin Suriye'de bir egemenliği de söz konusu değildir.

HTŞ'nin ulus oluşturacak bir kitle tabanı da yoktur. Kürtler, HTŞ'nin kitle tabanı olmazlar. Alevi Araplar, kitle tabanı olmazlar. Dürziler, Ermeniler, Süryaniler, HTŞ'nin kitle tabanı olmazlar. Geriye, Sünni Araplar kalıyor. Sünni Arapların da bir kesimi HTŞ'yi destekliyor. Yani HTŞ'nin kitle tabanı, Suni Araplar içinde, daha çok Hama'da, İdlib'de, kısmen Rakka ve Deyrizor’da vardır. Şam'daki Araplar, Halep'teki Araplar, sahildeki Araplar HTŞ'nin kitle tabanı olmazlar. Tablo böyle olduğu için ben, HTŞ üzerinden bir Suriye olgusu ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin kurulmasını muhtemel görmüyorum. Bu proje, başarısızlığa mahkûmdur. Suriye önümüzdeki 10 yılı, savaşarak geçirecektir diye düşünüyorum.


Yeni ve çok daha kanlı bir savaş hali bekliyor Suriye'yi. Suriye'yi Türkiye de kurtaramaz. Çünkü Bunlar jenosidal projelerdir. Çok uluslu, çok ülkeli bir coğrafyadan, bir ulus çıkarmaya çalışmak, jenosidal bir faaliyettir.

Türk devletinin yüz yıldır yapmaya çalışıp yapamadığı da tam olarak budur. Şimdi sen, Türkiye'de bu kadar çok katliama, baskıya, sömürüye rağmen; sen, Türkiye'de yüzyıldır bir ulus oluşturamamışken, HTŞ ve Gulani, Suriye'de nasıl bir ulus oluşturabilirler?

Kürdistani siyasetin; özellikle Küçük Güney’de ama Güney Kürdistan'da da savaşa hazırlanmaları lazım. Bizi barışçıl bir gelecek beklemiyor.

Dünya zaten bir savaş halinde, ilan edilmemiş bir Üçüncü Dünya Savaşı sürüyor ve bu savaşın, Yakın Doğu cephesi, Orta Doğu cephesi çok daha sert geçecektir. Barışçıl hayaller, Kürtleri fikri açıdan silahsız bırakıyor. Yani, ‘silahlı mücadele dönemi bitmiştir.’ diyerek, Kürdistanî siyaset, Kürt siyasileri, Kürt aydınları fikri olarak silahsızlandırılmaya çalışılıyor. Türkiye'deki bu barış kardeşlik palavraları da bu amaca dönüktür.

Oysa sen bir ateş çemberindesin. Kürdistan, dört parçasıyla 3. Dünya Savaşı'nın cephe ülkesidir. Buradan barış kardeşlik palavraları sadece bizi fikri açıdan silahsızlandırır.


Dolayısıyla biz savaş istediğimiz için değil ama üzerimize farz olunan bir savaş var. Bu savaştan kaçınmamız da bence mümkün değildir.

Cemil Bayık'ın söylediklerine gelirsek; PKK'nin hiç olmasa son 26 yıldır silahlı mücadeleyi gerekli, meşru gösterecek bir siyasal duruşu yoktur. Yani siz; eğer, Türkiye'de demokrasi talebine sahipseniz ve Türkiye demokratikleşirse, sizle beraber Türkiye'nin büyük bir devlet olacağını düşünüyorsanız, Türkiye'deki demokrasi için Kürdistanlı gençleri ölüme göndermek cinayettir.


Silahlı mücadeleyi meşru gösterebilecek tek hedef, bağımsızlık mücadelesidir. Siz; bağımsızlığa, ayrı devlete karşıysanız, zaten silahlı mücadele yürütecek, yürütmenizi meşru gösterecek bir siyasal zemine sahip değilsiniz. Ancak bana kalırsa PKK, ne kendini feshetmiştir ne de silahları bırakmıştır. Güney Kürdistan'daki bazı mevzileri Türk ordusuna teslim ettikleri yönünde bilgiler geliyor. Bunlar doğru olabilir.

Ama bu süreç daha çok su kaldıracaktır. Yani eğer PKK fesih olmuş ve silahını bırakmışsa, Mayıs ayında, İmralı görüşmelerinde Öcalan, Güney Kürdistan'ı hem PDK'yi hem YNK'yi tehdit ediyor. Ve diyor ki: “Ben Türkiye ile savaşı sona erdirip, sizinle savaşacağım.” diyor.


Peki, hani PKK fesih edilmiş ve silah bırakmıştı? PKK fesih edilmiş ve silah bırakmışsa, Öcalan, Güney Kürdistanlı yöneticileri, oradaki statüyü ve partileri neyle tehdit ediyor? Dolayısıyla bu süreç daha çok tartışılacak. Benim beklentim; bu sürecin, yani, yılsonuna varmadan kırılacağı yönündedir. Yanılıyor olabilirim. Yaşar beraber görürüz.

Ancak bu süreci başarıya götürecek nesnel ve öznel koşulların olmadığını düşünüyorum. Kürt milleti bunca deneyden ve savaştan sonra teslim olmayacaktır. Çünkü bu, Kürt milletini teslim alma sürecidir. Teslim alma projesidir. Öcalan da bu projenin sözcüsüdür. Eğer sen bir millete ayrı devlet, federasyon, otonomi yetmiyormuş bir de kültüralizmi yasaklıyorsan, bunların; bu milletin sosyolojisiyle uyumlu olmadığını söylüyorsan, sen Kürtleri millet olmaktan çıkarmaya çalışıyorsun.


Türk Devleti'nin yüzyıllık amacı; hedefi, savaşı, zaten buna dönüktü. Şimdi bunu Öcalan üzerinden sürdürüyor. Hedefleri özellikle Kuzeybatı Kürdistan'da Kürtleri atomize etmek, millet olmak bir yana topluluk olmaktan çıkarmaya çalışıyorlar. Çünkü bir topluluk da olsan hiç olmazsa kültüralist taleplerin olur yani. Eğer kültüralist talepler de yoksa masada, demek ki sen Kürtleri atomize etmeye çalışıyorsun. Hem millet olmaktan hem topluluk olmaktan çıkarmaya çalışıyorsundur.

Bu sürecin bir devlet projesi olduğunu düşünüyorum. Arkasında bir devlet aklı olduğunu düşünüyorum. MHP o devlet aklının sözcüsüdür. Bu konuda AKP ile MHP arasında detaylarda bazı farklılıklar olsa da projenin esasında, aralarında bir farklılık olmadığını düşünüyorum. Bu devlet projesi; orta vadede, Kürdistan'ın her dört parçasını hâkimiyeti altına almak projesidir. Türkiye'deki bütün partiler aslında bu projeyi desteklerler. Bu, çünkü Türkiye Devleti'nin çıkarına göre oluşturulmuş bir projedir.

Fethi Yıldız'ın: “Bu maddeler değişmez, bunlar bizim kırmızıçizgimizdir.” demesi anlaşılırdır, kendi içinde tutarlıdır. Çünkü bu sürecin başlangıcı, Devlet Bahçeli'nin Öcalan'a talimat vermesiyle başladı: “Gel! Mecliste konuş, partini feshet, silahlı güçlerini dağıt!” talimatıyla başladı.

Öcalan da: “Evet, kongrenizi toplayın, kendinizi feshedin ve tüm gruplar silah bırakmalıdır.” dedi. “Kandil’dekiler silah bırakmalıdır.” demedi Öcalan. Tüm gruplar, tüm gruplardan kastedilen en başta Rojava'daki silahlı güçleridir. PJAK'tır ve Kandil'deki güçleridir.


Şimdi; süreç böyle başladığı için MHP kendi içinde tutarlı. Buradan anayasanın ilk dört maddesi; işte, altmış altıncı madde, kırk birinci maddenin değişmesi söz konusu değil. Bu maddelerin değişebileceği intibaını verenler DEMLİLERdir. İşte: “Komisyonda tartışılacak.” İşte: “Kürt sorunu çözülecek.”


Şimdi karşı taraf diyor ki: “MHP de AKP de Kürt sorunu yoktur.” diyor. “Vardı, biz hallettik.” diyor. Yani işte: “Eskiden cezaevlerinde tutuklar aileleriyle Kürtçe konuşamazlardı. Şimdi Kürtçe konuşabiliyorlar. Kürtçe ıslık da çalabiliyorlar. Öyleyse Kürt sorunu yoktur.” diyorlar.

Şimdi ‘bir sorunu’ sen bir tarafla çözmeye çalışıyorsan, önce her iki tarafın ortada ‘bir sorun’ olduğunda anlaşmaları lazım.

Türk tarafı: “Tek sorun, PKK'nin silahlı varlığıdır.” diyor. Buna: “Terör sorunu.” diyorlar. Bu sürece: “Terörsüz Türkiye Süreci.” diyorlar. Ve sen bunu muhatap alıp görüşüyorsun, komisyona giriyorsun.


Devlet bu süreci, ‘Terörsüz Türkiye’ olarak tanımladıktan sonra; bu sürece muhatap olan herkes, teröristin PKK olduğunu zımnen kabul etmiştir. Son 8-10 yıla baktığımız zaman; PKK'nin, Türkiye'deki silahlı mücadelesi nedir? Mersin'de bir, Ankara'da iki silahlı eylemi var. Bu üç silahlı eylemde, 6 savaşçısını kaybetmiş. Son TÜSAŞ saldırısında, 4-5 tane sivil güvenlik görevlisi falan yaşamını yitirmiştir.

Peki, Türk Devleti, bu son 10 yılda ne yapmıştır? Kürdistan'ın üç parçasında, sert bir işgalci savaş sürdürmüştür. Afrin'i işgal etmiş, Serê Kaniye'yi işgal etmiş, Giresipî'yeyı işgal etmiştir.


Güney Kürdistan'da onlarca askeri yerleşke kurmuştur ve yüzlerce defa Güney Kürdistan topraklarını bombalamıştır. Kuzeybatı Kürdistan'ı açık cezaevine çevirmiştir. Şimdi bu devlet sana diyor ki: “Sen teröristsin, silahını bırak, gel sana af çıkaracağız.” diyor. Hangi siyasi parti, bu sürecin muhatabı olursa, Türk devlet aklını kabul etmiştir.


Şiddet uygulayan -onların deyimiyle- terör yapan, işgalci devlet değil Kürt tarafıdır. Batı Kürdistan'da da onlar teröristtirler, Güney’de de Kuzey’de de terörist olan Kürt siyasi varlıklarıdır. Bunu kabul etmiş oluyorsun. Dolayısıyla bu sürece muhatap olanların bir daha düşünmelerini öneriyorum.

Attığınız adımların sonuçlarını görün. Devlet aklıyla bakın bu sürece. Karşınızda bir devlet var. Yüzyıllardır birikmiş bir devlet aklı var.
Onlar, bu devlet aklıyla davranıyorlar. Siz hala parti aklıyla cevap vermeye çalışıyorsunuz. Oysa devlet aklına karşı devlet aklıyla cevap verilebilir.


Devlet aklında iki şey çok önemlidir. Biri, teritorya yani coğrafya-toprak, İkincisi de demografya.

Türk Devleti, 1923'ten 1936'ya kadar her yıl bütçesine Kürdistan'a, Balkan ve Kafkas göçmenleri yerleştirmek için, bütçesinden bir pay ayırırdı. Kürdistan'a gönderdikleri bu göçmenlerin çoğu, Kürtlerin direnciyle karşılaştığı, bir kesimi de bu zorluklara katlanamadığı için Kürdistan'a yerleşemediler ama devlet aklı budur.

Küçük Güney’de, önce Baas rejimi 10 kilometrelik bir şerit kurdular ve orayı Kürtsüzleştirmeye çalıştılar. Onların yarım bıraktığı yerde, Türk devleti, aynı işi gördü. Afrin %98'i Kürt olan bir bölgemizdi. Kürdistan'ın batı ucu şimdi Afrin'de Kürt varlığı, %25-30 civarında. Serê Kanîyê’de %30 civarında. Qamişlo merkezde, %40 civarında. Oysaki bizim de devlet aklıyla düşünüp, siyasetimizi bir teritorya üzerinden, Kürdistan toprakları üzerinden tanımlamamız lazım.


Mesele; bir Kürt meselesi değil, mesele; Kürdistan davasıdır. İkincisi, Kürdistan'daki demografik değişiklikleri kabul etmememiz lazım. Kuzeydoğu Suriye nitelemesi bu bakımdan sıkıntılıdır, sorunludur ve Batı Kürdistan'da, önümüzdeki dönemde, ciddi sorunlar çıkarabilir.

Batı Kürdistan'da ‘bir konferans’ oluşturdular. Daha sonra ‘bir heyet’ oluşturdular. Birlik heyeti oluşturdular. Bu birlik heyetinin aktive olması lazım. Bir; burası çok önemli.


Mazlum Abdi diyor ki: “Ben Kürtler adına değil, Kuzeydoğu Suriye adına Gulani’yle oturuyorum. Bu meseleyi çözdükten sonra bu Kürt heyeti, Şam'da ayrıca görüşecektir.” diyor. Bunun ertelenmemesi lazım. Kürt heyetinin bir an önce aktive olması lazım.


İkincisi, Güney’le Rojava arasındaki ilişkidir. Maalesef Güneyli yöneticiler de bu Bahçeli-Öcalan projesini destekliyorlar. Ama bir an önce her iki parça arasında; siyasi, askeri, iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi lazım. Çıkış yolu: “Kürdistanî devlet aklıyla düşünüp, stratejik hedeflere bağlı kalmakla mümkündür.” diyorum.


Çok büyük bedellere rağmen, sonuç almayan bir savaşın etkileri.


Şimdi, iki yanlıdır bu: Bir tarafıyla Kürdistanî kitleler içinde bu sürece dair en ufak bir güven yoktur. DEM kitlesi de dâhil, ciddi sorular sorup, ciddi sorgulamalar yapıyorlar. DEM Parti'nin yaptığı yerel toplantılarda bu soruların hiçbir cevabını alamıyorlar.


Yani bu süreci savunacak, ciddi bir argüment yok zaten. Sıkıştıkları zaman: “Önderlik bu işi bilir.” diyorlar. Bunun dışında, bu süreci savunacakları bir şey yok. Kürdistanlı gençler arasında çok ciddi bir reaksiyon var. Öyle görüyorum ben, bu sürece dönük. Halk yığınları içindeyse, özellikle; iki bin on beşteki şehir savaşlarından sonra, ciddi bir umutsuzluk gelişti yığınları arasında.

Şöyle düşünmemiz lazım. Yani kırk yıldır süren bir savaş, dünyanın neredeyse hiçbir yerinde görülmemiş büyük bedeller ödendiği halde, elle tutulur hiçbir somut sonuç alınamadı. Bu; hem bu mücadeleyi yürüten örgütü, kadroları, hem de toplum içinde çürümeye yol açar. Umutsuzluk gelişir. Bunu anlamak lazım.


Şimdi böyle bir ortamda insanlar diyorlar ki: “Yani hiç olmasa benim dağdaki çocuğum gelsin göreyim, ya da zindandaki çocuklarım bırakılsın.” Yani nasıl söyleyeyim? PKK'nin Kuzeybatı Kürdistan toplumunu getirdiği nokta bu. Şu anda Diyarbakır'da anket yapsanız: “Özgürlük mü, huzur mu istiyorsunuz?” diye, büyük ihtimal, huzur talebi, özgürlük talebini geçer.


Bu çok büyük bedellere rağmen sonuç almayan bir savaşın sonucudur. Bunları anlamak lazım. Yani bunlara ben tepkiyle yaklaşmıyorum. Esas hedef tahtasına koymamız gereken, esas eleştirmemiz gereken siyaset sınıfımız ve her zaman güçten yana tavır alan ne kadar varsa, aydın sınıfımızdır.

Bunların öne çıkıp, bu süreci teşhir edip, örgütlenmeye çalışmaları lazım. Böyle yapabildiğimiz ölçüde; ben, Kürdistan'ın her 4 parçasında da önümüzün açık olduğunu düşünüyorum. Son 50 yılda bizzat siyasetin içinde yakın tarihi son 100 yıllık tarihi de az çok bilen biri olarak söylüyorum: “İlk defa, düşmanlarımız çok zor durumda.”


Dört işgalci devlet vardı. Bunların ikisi çözüldü. Esas olarak Kürdistan'ın tarihi işgalcisi olan iki devlet var. Bunlardan İran, hem içerde ciddi karışıklıklara sahip, hem dış baskı altında. Türkiye de dünyada tarifsiz kalmış; ne Batı cephesinde, ne Doğu cephesinde, bir siyasi aktör olarak bir yer edinemeyen durumda, çok ciddi ekonomik sıkıntıları var, iç siyasal sorunları var.


Böyle bakıldığı zaman: “Kürdistan'ın her dört parçasının da önü açıktır.” diye düşünüyorum. Fethi Yıldız'a iki satır cevap verip bitireyim. Fethi Yıldız diyor ki: “Bunlar, bizim kırmızı çizgilerimizdir, biz bunları tartışmayız.” Doğrusu biz de bunları tartışmıyoruz:

Bu maddelerinizle beraber devletinizi alıp, Kürdistan'dan çıkacaksınız. Bu maddeleri değiştirmek için on binlerce insan ölmedi. On binlerce insan özgür bir vatanda, bağımsız bir devlet içinde, özgürce yaşamak için bu bedeller ödendi. Bir tek şu lazım, nasıl ki Fethi Yıldız'ın kırmızıçizgileri varsa biz Kürdistan devrimcilerinin, bağımsızlıkçılarının da kırmızıçizgileri vardır. Ve bu kırmızıçizgilerden kardeşlik de çıkmaz, barış da çıkmaz. Mücadele edeceğiz, başka yolu yok.

welat tv Dursun Ali Küçük 18.08.2025

Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

KÜRDISTANÎ SİYASETTE, PARTİ AKLI İLE DEVLET AKLI
Fuat Önen
KÜRDISTANÎ SİYASETTE, PARTİ AKLI İLE DEVLET AKLI
Attığınız adımların sonuçlarını görün. Devlet aklıyla bakın bu sürece. Karşınızda bir devlet var. Yüzyıllardır birikmiş bir devlet aklı var. Onlar, bu devlet aklıyla davranıyorlar. Siz hala parti aklıyla cevap vermeye çalışıyorsunuz. Oysa devlet akl...

3 DÜNYA SAVAŞI'NIN, ORTA VE YAKIN DOĞU CEPHESİ
Fuat Önen
3 DÜNYA SAVAŞI'NIN, ORTA VE YAKIN DOĞU CEPHESİ
Şiddetin kaynağı işgalciliktir. İşgal bir şiddet jeneratörüdür. Eğer sen bir başka ulusun ülkesini işgal etmişsen şiddetsiz duramazsın zaten. Işgalin kendisi bir büyük şiddettir. Gün Kürt milletini Kürt millet ve ülke gerçekliği öne çıkarmak, bunu...

ÖCALAN, KÜRTLERİ MİLLET OLMAKTAN ÇIKARAN DEVLET PROJESININ SÖZCÜSÜDÜR
Fuat Önen
ÖCALAN, KÜRTLERİ MİLLET OLMAKTAN ÇIKARAN DEVLET PROJESININ SÖZCÜSÜDÜR
Kürdistanlı gençlerin bu ihtiyar sınıfını ihtiyar siyaset sınıfımızın getirip tıkadığı bu noktada, bu tıkanıklığı aşmak için mücadele etmelidirler. Kendilerine güvenmelidirler. hiçbir şeyi sorgulamaksızın kabul etmemelidirler. Ve iyi bilmelidirler ki...

ÖCALAN VE DEMİRTAŞ METİNLERİ, DEVLETE BİAT ETMİŞ, PİŞMANLIK DİLEKÇELERİDİR.
Fuat Önen
ÖCALAN VE DEMİRTAŞ METİNLERİ,  DEVLETE BİAT ETMİŞ, PİŞMANLIK DİLEKÇELERİDİR.
Öcalan başlattı. Demirtaş devam ettirdi. Aslında bu her iki metin hakkında tartışılacak fazla bir şey yok! Bu çok açık, pişmanlık dilekçeleridir! Öcalan ve Demirtaş metinleri, teorik metinler falan değil bunlar. Devlete biat etmiş, çok açık, pişmanlı...

DAR-PARÇACI VE DAR-PARTİCİ SİYASET ANLAYIŞI
Fuat Önen
DAR-PARÇACI VE DAR-PARTİCİ SİYASET ANLAYIŞI
Batı Kürdistan'a dayatılan bu teslimiyet açılımını bozguna uğratmak, gerekir.” Bu da sadece Batı Kürdistanlıların mücadelesiyle olmaz. Kürdistan her dört parçasındaki Kürdistanî devrimciler, bu konuda Batı Kürdistan'la beraber olmalıdır...

JENOSİDAL İŞGALCİLİĞE RIZA GÖSTEREN BİR TOPLUM DEMOKRATİKLEŞEMEZ
Fuat Önen
JENOSİDAL İŞGALCİLİĞE RIZA GÖSTEREN BİR TOPLUM DEMOKRATİKLEŞEMEZ
Bir devletin demokratik olup olmadığını tartışabiliriz. Bir ulusun demokratik olup olmadığı tartışılamaz. Her ulusun içinde demokrasiden yana olan, demokrasiye karşı olan güçler vardır. Dolayısıyla HTS ve Golanin'in Kürtlerden, Dürzülerden, Nusay...

SAVAŞ DÖNEMİNDE; HUKUK SUSAR, GÜÇ KONUŞUR.
Fuat Önen
SAVAŞ DÖNEMİNDE; HUKUK SUSAR, GÜÇ KONUŞUR.
Kürdistani siyasetin bundan çıkaracağı dersler var: Yani birincisi, bu 13 yılda, doğru dürüst hazırlanmadığımız anlamına geliyor bu. Yani 13 yılda, binlerce Kürt gencinin kanıyla kazanılmış bazı mevziler var idi. Bugün bu mevzilerin, tehdit ve teh...

ÇÖZÜM SÜRECİNDEN SÖZ EDEBİLMEK İÇİN TARAFLARIN BİRBİRLERİNİ TANIMALARI LAZIM
Fuat Önen
ÇÖZÜM SÜRECİNDEN SÖZ EDEBİLMEK İÇİN TARAFLARIN BİRBİRLERİNİ TANIMALARI LAZIM
. Kuzeybatı Kürdistan’daki legal Kürt siyaseti çok kötü bir sınav verdi yani henüz ortada devlet tarafından çizilen bir çerçeve olmadan sırasıyla ”muhatap biziz, muhatap biziz, bizi de muhatap alın” diye sıraya girdiler. Oysa bu mes...

YA DEVRİM, SAVAŞI ÖNLER YA DA SAVAŞ, DEVRİME YOL AÇAR.
Fuat Önen
YA DEVRİM, SAVAŞI ÖNLER YA DA SAVAŞ, DEVRİME YOL AÇAR.
Bölgede ve belki de dünyada, devrimci dinamiklerin en fazla faal olduğu ülke Kürdistan'dır. Maalesef; egemen siyaset tarzı, egemen siyaset sınıfımız, bu gerçekliğin uzağındadır. Ama doğrular inatçıdır ve biz de bu doğruları inatla savunmaya, bütü...

Modernite
Fuat Önen
Modernite
Buradan bir devrim çıkmaz. Önce onu söyleyelim. Bu bir karşı-devrimdir! Kime karşı, karşı devrim? Osmanlı İmparatorluğu'nun bakiyesinde kalan ezilen uluslara karşı bir karşı-devrimdir. Türkiye'deki Sosyalist - Komünist Harekete karşı, bir kar...

Page 1 of 27First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  Next   Last   
123movies