Bahçeli–Öcalan süreci Halep sahasına taşınmış ve bu bağlamda kürtler iki savunma mevzisini kaybetmiştir. Bu askeri müdahalenin söz konusu “süreci sabote etmeye yönelik” olduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
Yaklaşık on beş aydır dile getirildiği üzere, bu sürecin temel hedefi Kuzey Suriye Kürt kazanımlarının tasfiyesidir. Dolayısıyla bu girişim ne barış, ne çözüm ne de demokratikleşme süreci olarak tanımlanabilir. Aksine, Başûr ve Rojhilat da bu sürecin stratejik hedef alanları arasında yer almaktadır. Buna karşın Kürt siyasal aktörlerine, “savaş karşıtı” ve “çatışmadan kaçınan” bir tutum içinde oldukları yönünde eleştiriler yöneltilmektedir.
Bu değerlendirmeye göre söz konusu süreç, işgalci devletin stratejik yönelimlerinin bir parçasıdır ve Abdullah Öcalan bu sürecin siyasal meşrulaştırıcı işlevini üstlenmektedir. Sürecin saldırgan ve imha edici karakteri bu bağlamda şekillenmektedir. Buna rağmen, Öcalan’ın sürecin belirleyici aktörü olduğu, eleştirilerin ise “liderlik olgusunu kavrayamama”dan kaynaklandığı iddia edilmektedir.
Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın şu açıklaması bu durumu açık biçimde ortaya koymaktadır:
“HSD söylemle ikna olmadı, yalnızca zor yoluyla sonuç alınabildi; bu nedenle bu operasyon gerçekleştirildi.”
Bu ifade, Halep operasyonunun doğrudan Türkiye devletinin askeri tasarrufu olduğunu teyit etmektedir. Kamuoyunun da bildiği üzere, Halep’te iki Kürt mahallesine yönelik saldırılar Türkiye destekli silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye Savunma Bakanı’nın, “gerektiği takdirde bu gruplara destek vermeye hazır olduklarını” açıklaması da bu durumu pekiştirmektedir. Buna rağmen, Cemil Bayık’ın ve DEM Partisi’nden bir milletvekilinin aynı devletten Halep’teki Kürtlere yardım talep etmesi ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.
Bu tutum basit bir bilgi eksikliğiyle açıklanamaz. Ya ciddi bir siyasal bilinç kaybı söz konusudur ya da kendisini “liderlik” olarak konumlandıran aktör üzerinden devletin stratejik sürecine bilinçli biçimde aracılık edilmektedir.
Türkiye devleti, tarihsel olarak varlığını Kürt siyasal ve toplumsal varlığının inkârı üzerine inşa etmiştir. Dolayısıyla Kürtlerle devlet arasındaki ilişki bir hak veya yurttaşlık ilişkisi değil, yapısal bir çatışma ve düşmanlık ilişkisidir. Bu bağlamda devletin bir yandan imha politikaları yürütürken, diğer yandan “kardeşlik” söylemi üretmesi, siyasal bir çelişki değil bilinçli bir hegemonya stratejisidir.
Bu nedenle, artık Kürt mücadelesinin bedelinin, yaşamını yitirenlerin kanı üzerinden pazarlık konusu yapılmasına son verilmelidir.
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê Direnişi
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde direniş gösteren savaşçılar, tarihsel nitelikte bir savunma pratiği ortaya koymuştur. Toplumsal hafıza açısından bu direniş, kolektif onur ve özsavunma iradesinin somut bir ifadesidir. Böylesi bir toplumsal zemin, yapısal olarak teslimiyetçi siyasal çizgileri reddeder.
Buna karşın HSD güçleri, bu mahallelerden gelen acil destek çağrılarına müdahil olmamıştır. Bu durumun altyapısı 10 Mart ve 1 Nisan tarihlerinde yapılan mutabakatlarla hazırlanmıştır. Söz konusu mutabakatlar, Şam merkezli silahlı yapıları fiilen meşrulaştırmış ve onları siyasal bir aktör olarak kabul etmiştir. 1 Nisan mutabakatı kapsamında ağır silahlar ve asli kadrolar mahallelerden çekilmiş, bölgede yalnızca hafif silahlı asayiş birimleri bırakılmıştır. Buna rağmen uluslararası koalisyondan herhangi bir yazılı güvence alınmamıştır.
HSD’nin Müdahil Olmamasının Olası Nedenleri:
- Saha verilerinin sınırlılığı nedeniyle bu konuda ancak ihtiyatlı bir analiz yapılabilir. Buna göre üç temel faktör öne çıkmaktadır:
- Türkiye’nin doğrudan askeri tehdidi ve Öcalan’ın bu sürece paralel yönlendirmeleri,
- Rojava bağlamında uluslararası aktörlerin tutumu, özellikle ABD siyasetinde Trump ve Thomas Barrack çizgisinin etkisi,
- Arap aşiretlerinin pozisyonu.
Arap aşiretleri, Esad döneminde rejimi mezhepsel bir yapı olarak değerlendirmiş ve ABD gözetiminde Kürt aktörlerle iş birliği yapmıştır. Günümüzde ise aşiret elitlerinin önemli bir kısmı Şam merkezli yeni denklemin parçasıdır. Bu nedenle Kürt hareketi ile Türkiye devleti arasındaki doğrudan bir çatışmaya dahil olmak istememeleri muhtemeldir. Eşrefiyê bölgesinde bazı aşiret mensuplarının cephe değiştirdiğine dair iddialar, HSD açısından ciddi bir iç güvenlik ve ittifak sorunu teşkil etmektedir.
Devlet Aklı, Demografi ve Stratejik Süreklilik
Halep operasyonu, işgalci devletin uzun vadeli askeri-stratejik aklı doğrultusunda yürütülmektedir. Bu operasyonun temel amaçlarından biri de bölgenin demografik yapısının dönüştürülmesidir. Devletlerin güvenlik ve ulusal politika doktrinlerinde coğrafya ve demografi merkezi bir rol oynar. Buna karşın Kürt siyasal elitlerinin bu alandaki stratejik zayıflığı dikkat çekicidir.
Halep sonrasında Rakka ve Deyrezor’un hedeflenmesi muhtemeldir. Bahçeli’nin Arap aşiretlerine yönelik çağrıları bu bağlamda değerlendirilmelidir. PYD, ENKS ve özellikle YPG–YPJ’nin bu süreçte çok boyutlu ve uzun erimli stratejiler geliştirmesi zorunludur.
Savaşın Yapısal Sürekliliği
Suriye sahasında savaş son on yılda hiçbir zaman kesintiye uğramamıştır. Kürt siyasal sınıfının dört parçada da barış ve kardeşlik söylemlerini gerçekçi bir zemine oturtması gerekmektedir. Küresel sistem bir çatışma döneminden geçmektedir ve Kürdistan, dört parçasıyla bu çatışmanın merkezî alanlarından biridir. Siyaset bu yapısal gerçekliğe göre inşa edilmelidir. Zira savaş, siyasetin zor araçlarıyla yürütülen biçimidir ve bu durum Kürt halkına dayatılmıştır. Bu gerçekliği reddeden yaklaşımlar, stratejik çöküşle sonuçlanacaktır.
Sonuç
Halep’te kaybedilen bir ülke değil, askeri bir mevzidir. Ancak önümüzde uzun soluklu bir çatışma süreci bulunmaktadır. Bu süreçte ilerlemeler kadar geri çekilmeler de yaşanacaktır. Dolayısıyla mevcut tarihsel moment panik değil, siyasal birlik ve kolektif direniş gerektirmektedir. Zaman, Kürdistan bağlamında devletleşme fikrinin yeniden ve ciddiyetle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Rojhilat’taki toplumsal söylemin ifade ettiği gibi:
KÜRDİSTAN TEK BİR VATANDIR
ROJAVA ROJHİLAT’TIR
Bu çerçevede ortak siyasal söylem şu şekilde kurulmalıdır:
KÜRDİSTAN TEK BİR VATANDIR
BAŞÛR, BAKUR, ROJAVA VE ROJHİLAT’TIR