×
Îro dîsa li ser gorra te bûm !
admin
Îro dîsa li ser gorra te bûm !
Zinarê Xamo Salek dîsa pir zû derbas bû ! Aslan, sal dîsa zû derbas bû, me hew dît 9ê adarê hat jî. Ez û Hêvî îro dîsa bûn mîvanê te. Tu rastiyê dixwazî min ji bîr kiribû. Lê do ne pêr, nizanim çawa bû, wek heft kes ji min ra bibêjin, ”ma qe...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1831)


Li himberî êrîşên dagirkeran em hêza xwe bikin yek
admin
Li himberî êrîşên dagirkeran em hêza xwe bikin yek
Welatê me Kurdistan ji derveyî îradeya gelê me bi çar perçeyan ve hatîye perçe kirin. Eve nêzîkî sed salîye ku Tirkîye, Îran, Iraq û Sûrîye , di meseleya  Kurdistanê de hemû pirs û pirsgirêkên di navbera xwe de datînin alîyekî û bi hevdu re pla...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2270)


Radio Ashti
admin
Radio Ashti
Sipasdarê birayê Haci KardoxiAştî û Radio Ashtî me, sipasdarê dost û hevalên ku bi sebir 4 saetan li me guhdarî kirin û em bi tenê nehiştin im. Mixabin derfet nebû ku bersîvên temama pirsan bidim. Em di têkoşîna rizgarîya neteweyî de bi hev re n...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3186)


19 sal zû derbas bûn
Zinare Xamo
Sal zû derbas dibin, min hew dît salek din jî derbas bû û wa ye dîsa 9ê nîsanê hat. Erê pismamo, 19 sal di ser wefata te ra derbas bûn. Îro dîsa ez û Hêvî bûn mîvanên te. Lê vê carê em ne bi tenê bûn, Mumtaz Aydin Roza Kurdî, Erdal Kurdman, ez û Hêvî...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2427)


Xwezî gorr bihata zimên
Zinare Xamo
Xwezî gorr bihata zimên
Aslan, sal zû derbas dibin, me tew nedît 18 sal çawa derbas bû. Îro ez û Hêvî dîsa bûn mîvanê te. Li ber serê te me bi hesreteke kûr û bi xemgîniyeke mezin rojên borî yad kirin. Me bîstekê qala te kir. Hêvîyê got, qey qismet û nesîbê te ev ax, ev gor...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3030)


Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Fuad Onen
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne. Li gorî rayedarên Sîstema Serwerîya Tirk, ev şer ji bo wan mijara bekayê (mayin-nemayinê) ye. H...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3149)


Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
Zinare Xamo
  Mehmet Aslan Kaya 17 sal berê di rojeke wiha da di 51 saliya xwe da ji nişka ve, bêyî ku kesî nerehet bike, bêyî ku haya kesî pê xe wek çirayekê vemirî û çû gerdûneke din. Mirina wî ne malbata wî tenê, bi sedan, bi hezaran kesên ev kurdê fed...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3016)


Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Zinare Xamo
Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civata Swêd da hatine der û meqamên muhîm, ji bo gelê xwe xebatên pir baş dikin. &n...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4719)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Fuad Onen
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. Lê taleba desthelatîyên navendî lawaz e. Sedemek ji, ku sernîvîsa vê panelê j...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4723)


Serxwebûna Kurdistanê
Fuad Onen
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. Di vir de anormalîyekheye. Yanî îro ji her demê betir taleba serxwebûn û yekîtîya Kurdistan...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (5233)


Page 1 of 6First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  Next   Last   
30

-Türk, Türkiyeli veya ona benzer bazı konuları tartışacaktık. Bu ara Kürdistan'da büyük bir yangın felaketi yaşandı. Ona da biraz zaman ayıralım, sonra asıl konumuza geçebiliriz. Bu konuda siz de zaten Mardinlisiniz, herhalde yakınsınız. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

YANGIN

Devletsiz millet, örgütsüz millettir.
-Yangın dün gece başladı. Derik’in on beş kilometre kuzeyinde, Mazıdağ’a bağlı köylerle Çınar'a kadar, çok geniş bir alanda yayılan bir yangın söz konusu. Ölü sayısının yirminin üzerinde olduğu söyleniyor yerel kaynaklar tarafından. Sadece bir köyde on iki tane ölü var. Yaralı sayısının 100 civarında çıkacağı varsayılıyor. Bunlardan 15-20 tanesinin durumunun ağır olduğu söyleniyor.

Yangının bir doğal tarafı var. Bir de işin sosyal-siyasal tarafı var. İşin sosyal-siyasal tarafı şudur: Kürtler 21. yüzyıla devletsiz girdiler.
Devletsiz millet, örgütsüz millettir. Modernitede milletlerin örgütlenmeleri devletler şeklindedir. Devletsiz olduğumuz zaman böyle büyük olaylar karşısında, yerel çabalar ya da kişisel inisiyatifler yetersizdir.

 

Türk Devleti hakkında bir şey söylemeye gerek yok. Türk Devlet’i; Kürdistan'da, işgalci ve jenosidal bir devlettir. Bu devletin, Kürt milletini koruması ya da herhangi bir doğal olay sırasında, yaraları sarmasını beklememek lazım. Devletsizliğin yanında toplum olarak da örgütsüzüz.

Yani bizde bilinen örgütlülük; partiler şeklindeki örgütlerdir.
Oysa toplumun kendisini, her alanda örgütlememiz lazım. Sadece bir parti ve o partinin etrafındaki bir çevre ile bir toplumu örgütleyemezsin. Yani örnek olsun; işte Kürdistan'da Ziraat Odaları var, Ticaret Odaları var, Barolar var, Tabip Odaları var. Sayısız dernek denilen ya da kooperatif denilen örgütler var, meslek kuruluşları var. Bunlardan hiçbirisi, Kürdistanî örgüt vasfına sahip değil. Bunların çok büyük çoğunluğu, devletin kontrolünde ve rant üzerine kurulu örgütlerdir.

Şimdi hem devletsizsin hem de toplumu yönetecek, yön verecek, ulusal örgütlerden yoksunsun. Bu durumda; aslında, kısa sürede söndürülmesi, bastırılması mümkün olan bir yangın, böyle korkunç sonuçlara yol açıyor.

Bu sorunları aşmadığımız müddetçe de her yangın, her sel, her deprem Kürdistan'da çok büyük yıkımlara yol açacaktır. Dolayısıyla; “Devlet niye gelmedi? Niye yardım etmedi?” demektense; “Biz niye toplumumuzu örgütleyemiyoruz? Niye, toplumumuzu bu savaş haline karşı örgütleyip, hiç olmazsa; yerelde, kendi kendine yeter örgütlere sahip olamıyoruz?” Bunları tartışmamız lazım.

Devlet bildiğimiz devlettir. İlk defa böyle durumlarla karşılaşmıyoruz. Yüzyıllık pratiği böyledir. Devletin kendisi; Kürdistan'da, ormanları yakmıştır. Binlerce köyü yakmıştır. Şimdi; “Binlerce köyünü, ormanlarını yakan bir devletten yardım beklemek ya da niye yardım etmiyorsun?” demek, çok anlamlı değil.

Bizim siyaset erbabımızın, varsa aydınlarımızın, toplumu örgütleyip, her alanda toplumu örgütleyip, toplumun kendisini koruyacak vasıtalar elde etmesini sağlamamız lazım. Olay kısaca böyledir.

Elbette; işte onlarca insanımızın, böyle sıradan bir yangında ölmesi, binlerce dönüm arazinin yanması acı bir olaydır. Ben de herkese başsağlığı diliyorum. Ama bizim sorumluluklarımızın bilincine ulaşıp, o bilinçle örgütlenip davranmamız lazım. Bunu sağlamadığımız müddetçe buna benzer birçok felaketle karşı karşıya kalırız.

- Türk mü, Türkiyeli mi? tartışmaları var. Birisi dedi: Türkiye milliyetçiliği olsun, herkesi kapsayabilir. Yani bu nasıl olur? Siz ne diyorsunuz? Gerçekten bu Türklük veya Türk, Türk milliyetçiliği, Türkiyeli milliyetçilik yani bunlar ya da kendimize Türkiyeli desek bizde bir gelişme olacak mı?
Ne diyorsunuz?

TARİFLERİMİZ OLMALI.

Türkiyelilik ya da Türkiyecilik, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne ihanettir!

-İşgalcilik-kolonyalizm-emperyalizm; yönetmek için yönettiği toplulukların, ulusların, tariflerini bozarak yönetebilir. Ve bu topluluklara kendi tariflerini dayatır. Dolayısıyla, buna karşı çıkış, ilk elde kendi tariflerine sahip olmakla mümkündür.

Türkiye dediğimiz, bir ülke adı değildir! Türkiye adında bir vatan, bu coğrafyada yoktur. Türkiye, bir devletin adıdır. Bu devletin egemenlik sahasında, birden fazla ulus ve birden fazla ülke -vatan gerçekliği- vardır. Bu devletin Kürdistan'daki varlığı ise işgalci ve soykırımcıdır.

Dolayısıyla Türkiyeli dediğiniz zaman, bu devlete meşruiyet veriyorsunuz. Bu devletin egemenlik sahasını, bir tek ülkeye indirgemiş oluyorsunuz ve Kürtleri de bu devletin, bu ülkenin fertleri haline dönüştürüyorsunuz.

Türkiyelilik ya da Türkiyecilik, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne ihanettir! Bizler Kürdistanlıyız ve Kürt milletindeniz. Ve 200 yıla yayılan bir ulusal kurtuluş mücadelesi sürdürüyoruz. Hal böyleyken, Kürdistanlılığı bir tarafa bırakıp, Kürt millet hakikatini bir tarafa bırakıp, Türkiyeli olmak 200 yıla yakındır sürdürülen ulusal kurtuluş mücadelesinin ilkelerine, ruhuna ihanet etmektir. Bu noktada, benim bakımımdan, bir tartışma yoktur! “Siz, Türkiye'yi bir ülke kabul ederseniz, bir vatan kabul ederseniz, Kürdistan'ın varlığını reddediyorsunuzdur.

Bu devletin yüz yıllık pratiği, Kürdistan hakikatini ortadan kaldırmak ve Kürt millet gerçekliğini ortadan kaldırmaktır. Bu yüzyıllık pratiğin somut sonuçları, görünen sonuçları nedir? Yüz binlerce kayıp vermişiz. Binlerce köyümüz yakılıp yıkılmış. İşkenceden, cezaevinden geçmemiş hiçbir Kürt aile yoktur. An itibariyle de bu devlet; Türkiye devleti, Kürdistan'ın üç parçasında sert bir işgalci savaş sürdürüyor. Türkiye gerçeği budur. Bunu allayıp pullamak, işte: “Biz bu devleti birlikte kurduk, biz bu devletin birleşenlerinden biriyiz.” gibi Türk tarih tezini destekleyen argümentler; Kürt siyasetinin, Kürt aydınlarının, Kürdistan yurtseverlerinin işi değildir.

Bu devletin Kürdistan'da yapıp ettiklerinin bir tek anlamı vardır. O da: “Ulus-ülke hakikatimizi” ortadan kaldırmak. Şimdi son yıllarda yeniden, işte; kanun tartışmaları, hukuk tartışmaları, yeni anayasa tartışmaları yapılmaya başlandı. Ve Kürdistanî siyaseti de bu çembere çekmeye çalışıyorlar. İşgalin kanunu yoktur! İşgalin hukuku yoktur! Soykırımın kanunu ve hukuku da yoktur. Bunun bir tek hukuku vardır; bu, düşmanlık hukukudur.

Yani eğer bir devlet 100 yıldır bütün gücüyle senin ulus ülke hakikatini ortadan kaldırmaya çalışıyorsa bunun bir tek adı vardır: “Bu, düşmanlık hukukudur.” Bu yasal değişikliklerle, anayasal değişikliklerle çözümü olacak bir mesele değildir. Yani biz Türk milleti demeyelim de Türkiye milleti diyelim ya da Türkiye milliyetçiliği diyelim, bu kapsayıcı olur. Neyi kapsayacak bu? Bu Kürtleri siyaseten, Türk siyasetine entegre etme çabasıdır. Ve maalesef bu çabaya, Kuzeybatı Kürdistan'da temsil kabiliyeti olan PKK ve o siyaseti izleyen kuruluşlar, bu siyasete dâhil olarak, bu devletin işgalci-jenositçi varlığını, meşrulaştırma çabası içindedirler. Bunlara bir son vermek lazım.

Bu bir güç meselesi de değildir. Yani düşmana düşman demek için senin çok da güçlü olman gerekmiyor. Yani kişilikli olman, yurtsever olman, devrimci olman yeter. Bu düşmanlığa karşı ne tür cevaplar vereceğin, gücünle ilgilidir. Ama ister üç kişi ol, ister üç milyon kişi ol, fark etmez.
Eğer sen, buna karşı mücadeleyi, düşmanlık hukuku içinde görmüyorsan, esas itibariyle, düşmanın siyasetine hizmet ediyorsundur!

Türkiyecilik böyle bir saldırıdır. Bunun iler tutar tarafı yoktur. Kürdistan meselesi oluşundan beri, hem milletler arası bir meseledir, hem devletlerarası bir meseledir.

Şimdi bu milletler arası ve devletlerarası meseleyi, sen getirip Türkiye'nin iç meselesi haline getirirsen ve bunu; işte, Türkiye Milliyetçiliği gibi kapsayıcı, ne anlama geliyorsa oralarda bunu tartışıyorsan, meselenin özüne yabancılaşmışsın demektir. Türkiyecilik esas olarak budur. Türkiyecilik, Türk Devleti'nin işidir. Buna Kürtler adına katılmak, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine ihanettir. Bunun tartışılır bir tarafı yoktur. Yani bu yüz yıllık pratiğimizle ortadadır.

Şimdi mesele şudur: “Biz Türkiye'de muhalif bir siyaset değiliz. Biz bu devletin Kürdistan'daki varlığına karşıyız.” Dolayısıyla; ısrarla, bizi Türkiye'de muhalif bir hareket haline dönüştürmeye çalışıyorlar. Burada önemli ölçüde başarı kazandıklarını da söylemek mümkündür. Ancak biz, bu sistemin kendisine karşıyız. Kürdistan'daki varlığına karşıyız. Bizim görevimiz, Türkiye'deki siyasetin, daha az kötü ya da daha çok kötü olmasını tartışmak değildir.

Bizim hedefimiz, ülkemizdeki bu işgalci-soykırımcı varlığa son vermektir. Şimdi biz MHP ile mücadele etmiyoruz. Seksen öncesi de aynı oyunu oynadılar. Ve Kürt gençleri; işte, Türk üniversitelerinde başka işleri güçleri yokmuş gibi ülkücülerle çatıştılar. Sayısız kurban verildi buna.

MHP'yi gösterip, bizi AKP'ye ya da CHP'ye razı etmeye çalışıyorlar. Bizim bakımımızdan MHP de CHP de AKP de sömürgeci, soykırımcı partilerdir. Biz bu sistemin kendisine ve bu sistemin kurucusu, sürdürücüsü ve savunucusu olan bütün partilere karşıyız. Yani CHP bu devletin kurucu partisidir. 46'ya kadar yönetmiştir. Sonra kesintiye uğramıştır. Demokrat Parti yönetmiştir. Adalet Partisi yönetmiştir. Genellikle iki ayrı siyasi çizgiden söz edilir. Biri Demokrat Parti, Adalet Parti, Doğru Yol Partisi, ANAP ve sonra AKP. Diğeri de CHP ve benzeri örgütler.

Şimdi bu örgütlerin hepsi bu sistemin savunucularıdır. Dolayısıyla bunların arasından MHP'yi çıkarıp; işte: “MHP şöyle ırkçıdır da onun biraz daha az ırkçısına razı olun.” demeye getiriyorlar. Biz Kürdistanlı devrimciler, bu denklemi kökten reddediyoruz. Biz bu sistemin kendisine ve sistemin savunucusu olan tüm partilere aynı ölçüde karşıyız. Onların Kürdistan'daki varlığına karşıyız.

Şimdi bu Türkiye milleti ya da Türkiyelilik şöyle bir demagojiye dayanıyor. Yani bunlar: “1924'ten 1990'lara kadar, Kürt yoktur.” dediler. 90'dan sonra Orta Güney Kürdistan'da bir yapı şekillenmeye başladı. Sonra hem Doğu Kürdistan'da, hem Batı Kürdistan'da, hem Kuzeybatı Kürdistan'da ciddi bir ulusal hareket gelişmeye başladı. Sovyetlerin çözülmesinden sonra, dünya düzeni de dağıldı. Onlarca yeni devlet, tarih sahnesine çıktı. Egemen Türk siyaseti, Türk devlet aklı, artık “Kürt yoktur” diyemez noktaya geldi.

Çünkü Kürdistan meselesi, neredeyse dünyanın bütün parlamentolarında tartışılmaya başlandı. Bu, Rusya parlamentosunda, Duma'sında tartışılmıştır, Avrupa Birliği parlamentosunda tartışılmıştır, ABD'de, Fransa'da... Neredeyse dünyanın bütün parlamentolarında tartışılmış bir meseledir Kürdistan meselesi. Bu meselenin tartışılmadığı bir tane parlamento var o da Türk parlamentosudur. Türk parlamentosu Kürdistan meselesini tartışmaz. Çünkü Kürdistan'ın hakikatini red, inkâr ve imha etmeye matuf bir teşkilattır Türkiye Millet Meclisi.

Şimdi dünyanın her tarafında, bütün parlamentolarda, Kürdistan meselesi tartışıldıktan sonra ve Kürdistan'ın diğer parçalarında; işte, giderek devletimsi yapılar ortaya çıktıktan sonra, Türk devlet aklı artık: “Kürt yoktur.” demekten vazgeçti. Onun yerine şunu söylemeye başladılar: “Tek tek Kürtler vardır, dilleri de vardır, kültürleri de vardır ancak Kürdistan yoktur, Kürt milleti yoktur. Bunlar bizim Kürt kökenli vatandaşlarımızdır.” Türkiyeciliğin, Kürtlere vaat ettiği tek şey budur: “Siz, Kürt kökenli vatandaşlarımızsınız. Siz eğer bu devletin meşruluğunu kabul eder, onun bu devletin uslu makul vatandaşları olursanız, biz de size; siz de artık Türk değil, Türkiye milletinin bir parçasısınız.” diyeceğiz.

Bütün bu Türkiyecilik; yani, Türk değil de Türkiye demenin altında yatan, bu Kürdistan hakikatidir. Yani Türk siyaseti; Türk devlet aklı, artık inkârdan vazgeçmiştir de kendiliğinden böyle bir noktaya gelmiş değildir.

Her dört parçada sürdürülen ulusal kurtuluş mücadelesi, Güney Kürdistan'daki federe yapı, Küçük Güneydeki işte kanton da olsa şu da bu da olsa Kürdi özellikler kazanması, Türk devletinin Kürt yoktur siyasetini iflas ettirmiştir. Onun yerine: “Tek tek Kürtler vardır; işte Kürt toplulukları vardır, ama Kürt milleti yoktur, Kürdistan yoktur.” Türkiyecilik esas olarak budur. Bundan ötesi yoktur.

Şimdi tarihe girip iyice dağıtmamaya çalışıyorum. Ama Batı Türkleri diyebileceğimiz Anadolu ve Trakya Türkleri, bir Türk ulusu değildirler. Başka halkların, başka ulusların toprağını işgal etmiş ve orada otokton halkları soykırımla ortadan kaldırarak, bir uluslaşma çabasıdır. Yani mesele şudur: “Bir devlet vardır, 1920'leri aldığımız zaman; yani Osmanlı'yı bir tarafa bırakıyorum çünkü Osmanlı'da zaten modern anlamda bir ulustan söz etmek mümkün değildir. Osmanlı bir imparatorluktur ve Osmanlı kendisini Türk saymamıştır.

Hatta şöyle söyleyeyim; yani, 19. yüzyıl olması lazım. Koçi Bey'in Risalesi var. Padişah diyor ki: “Bizim ordumuz çürümeye, yozlaşmaya başladı.
Bunun nedeni nedir?” diye, “Bir araştırma yap.” diyor. Koçi Bey Risalesinde diyor ki: “Orduya siz bilmem çingeneleri, Türkleri, ötekini berikini alırsanız, bu ordu bozulur. Çünkü Osmanlı ordusu devşirmelik üzerinde kurulmuş bir ordudur.” Daha sonra bu Yeniçeri ocaklarıyla işte “esnafı”, Koçi Bey’in deyimiyle :“Türkleri falan da orduya katınca, bu ordu bozuldu.” diyorlar. Ondan sonra işte biliyorsun; 2. Mahmut zamanında,  önce Nizam-ı Cedîd, sonra Sekban-ı Cedîd gibi modernleşme çabaları var. Ama henüz ortada bir “Türklük” yoktur.

1923'te ilan edilen cumhuriyet, esas itibariyle 1927'de yerine oturmuştur.
Ama bu devletin bir ulusu yoktur. Yani Türk dediğimiz, Batı Türkleri dediğimiz nüfus, 1920'lerde, bu devletin egemenlik sahası olarak ifade edilen Türkiye'de, %13-15 civarındadır. Bunun ötesi işte, birkaç milyon Kafkaslardan getirilmiş 3 milyon civarında Kafkas kökenliler, Balkan kökenliler ve jenositle, zulümle Türkleştirilmiş bazı kesimler var. Yoksa Türk denilen kesim, Batı Türkleri, Türkiye coğrafyasında 1920'li yıllara kadar da %13-15 civarında bir nüfustur.

100 yıldır bu devlete bir millet oluşturma, bir millet inşa etmeye çalışıyorlar. Şimdi Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, büyük ölçüde kısa süreli jenositlerle mübadele yasalarıyla izale edildiler. Bu projenin önündeki tek engel, Kürt ulusu ve Kürdistan hakikatidir. Bunun için de bu devlet, bütün gücüyle Kürdistan'a yüklenmektedir.

Şimdi sen diyorsun ki: “Devletin, bu yangınlara karşı falan bir hazırlığı yok.” Bu devletin, 100 yıldır, Kürdistan'a dönük esas hazırlığı, savaş hazırlığıdır. Yani gece kalkan uçakları da helikopterleri de Kuzeybatı Kürdistan'dan kalkıyorlar. Malatya'dan, Diyarbakır'dan kalkıyorlar. Güney Kürdistan'ı Küçük Güney Kürdistan'ı bombalıyorlar. Bunları gece de yapıyorlar, gündüz de yapıyorlar. Dolayısıyla bu devletin Kürdistan için bir hazırlığı var. Yüzyıldır var. Bu hazırlık savaş hazırlığıdır. Ve Kürtleri millet olmaktan çıkarmak, Türkiye'nin Kürt vatandaşlarına dönüştürmek, Kürdistan'ı da Doğu-Güneydoğu Anadolu'ya dönüştürmek çabasıdır.  

Bunun ötesinde, Türk Devleti'nin Kürdistan'la bir ilişkisi yoktur. Yani Kürdistan'a yaptığı yatırımlar, mesela son yıllarda dağı taşı delip yollar yaptılar. Bu yapılan yollar, Kuzeybatı Kürdistan'ın müreffeh olması için yapılan yollar değil. Askeri amaçlarla yapılan yollardır. Yani Güney Kürdistan'la Kuzey Kürdistan arasındaki bölgede, dağı taşı delerek, ormanları keserek, kestikleri ormanları odun olarak satarak askeri yollar yapıyorlar. Hazırlıkları esas olarak budur.

Bir de şunu söyleyip bitireyim: Türk Devleti sadece Kuzeybatı Kürdistan'a saldırmıyor. Türk Devleti, gerek 1639'da Safevilerle böldükleri zaman, gerek birinci savaş sonrasında; İngiltere, Fransa, İran ile beraber dörde böldükleri bu ülkenin, bir tek ülke olduğunun bilinciyle davranıyorlar. Ondan dolayıdır ki Küçük Güney’e saldırıyorlar. Orta Güney Kürdistan'a saldırıyorlar. Doğu Kürdistan'daki her gelişime karşı teyakkuzdadırlar. Dünyanın herhangi bir yerinde, Kürt-Kürdistan adına yapılan her tür faaliyeti; bu devlet, kendisi için bir beka meselesi olarak görüyor.

Dolayısıyla daha önce de birkaç defa söyledim: “Türk Devleti, Kuzeybatı Kürdistan'daki siyasi gruplardan daha Kürdistanî düşünüyor. Sadece Kuzeybatı Kürdistan'la sınırlı bir stratejisi yok. Kürdistan'ın bütününe dönük bir stratejisi var. Böyle olduğu için de şu anda hem Türk Devleti, hem İran Devleti, Kürdistan'ın üç parçasında savaş sürdürüyor.”

İran da hem Doğu Kürdistan'da, hem Güney Kürdistan'da, hem de Batı Kürdistan'da var. Türkiye de hem Kuzeybatı, hem Güney Kürdistan, hem Küçük Güney Kürdistan'da var. Ve bu iki devlet; birlikte, ilk elde Güney Kürdistan'daki federe yapıyı aşındırmaya çalışıyorlar. Sonra da Küçük Güney’deki siyasal hareketi, ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Kuzeybatı Kürdistan'ı zaten bir açık zindana çevirmişler.

Bizim esas almamız gereken; biz, ne yapmalıyız? Yani Türk Devleti ve İran Devleti'nin, bu Kürdistanî devlet aklıyla, bize yönelttiği saldırılara karşı, bizim de Kürdistanî bir akıl, Kürdistanî bir stratejiyle, ulusal hedeflere dayalı ulusal siyasi birlikler oluşturarak, bu düşmanca saldırılara cevap vermeye çalışmalıyız. Şimdi bunu yapmak yerine oturup, Kürdistan meselesini, Türkiye'nin iç meselesi, Kürdistan meselesini, İran'ın iç meselesi, Irak'ın iç meselesi, Suriye'nin iç meselesine dönüştürürsek, bu dört koldan bize yönelik saldırıları meşrulaştırmış oluruz. Ve Kürdistan meselesi, hiçbir devletin sınırları içinde çözülebilecek bir mesele değildir. Kürdistan meselesi; yakın doğuda, yeni sınırlar talep edilerek çözülebilecek bir meseledir.

Yani nasıl eskiden 70'li-80'li yıllarda, sürekli devrim tartışması yapıyorduk. Kürdistan meselesi de bir devrim meselesidir. Kuzeybatı Kürdistan'da; artık, devrimden söz eden bir siyasi partimiz yok. Bütün siyasal partilerimiz; yani sadece, PKK ve HDP'yi hedef alarak söylemiyorum. Kurulu bütün siyasal partilerimiz; bu meselenin, Türkiye sınırları içinde ve Türkiye siyasetiyle anlaşarak-uzlaşarak çözülebileceğini söylüyorlar. Kimisi bunu, Türkiye'yi demokratikleştirmek için söylüyor. Kimisi, Türkiye işte bilmem federasyon talebiyle söylüyor. Ama hiçbir partimizin programında, Kürdistan devrimi yok. Bu bir. İkincisi, Kürdistan devrimi, bir sürekli devrim olmak zorundadır.

Bir parçada başarı kazanmak Kürdistan meselesini çözmez. O başarının kalıcı olması için bir sürekli devrim anlayışına sahip olmamız lazım. Yani Güney Kürdistan'da, bir federal yapı olunca, Güney Kürdistan kurtulmuş olmuyor. Kürdistan meselesi, bir devrim meselesidir ve bu devrim, Kürdistan'da sürekli devrim olarak anlaşılmalıdır.

Bunu anlamadığımız müddetçe; her seferinde, Türk Devleti'nin önümüze attığı zarflarla-gündemlerle oyalanıp dururuz.

 Kayyum Meselesi

-“Rojava da seçim olursa ben işgal edeceğim.” diyor. “Seçim yapamazsın.” Bu konularda ne diyorsunuz? Yani mesela Kuzey'de kayyum atıyor. Tek bir belediyeyi de sana yönettirmem diyor.

-Şimdi kayyum meselesi yanlış tartışılıyor. Kayyum meselesi yanlış anlaşılıyor. Bizim temel problemimiz; bizim, kendi gündemimiz yok. Türk devleti, Türk siyaseti, önümüze gündem olarak neyi sunuyorsa, biz onu tartışıyoruz.

Türk devletinin, Kürdistan'daki bir kısım illerin, DEM’li belediye başkanları tarafından yönetilmesiyle bir sorunu yoktur. Yani Hakkâri Belediyesi, Türk Devleti'ni rahatsız edecek ne yapmıştır? 25 yıldır; 70-80-100 belde, ilçe ve ilde, belediye başkanlıkları, bu hareketin elindeydi. Yani 2015'teki şehir savaşlarında, 1-2 belediye başkanının, bildiri okumasının ötesinde, bu belediyeler, Türk devletine ne tür bir rahatsızlık vermişlerdir?

Şimdi mesele, kayyım meselesi değildir. Mesele şudur: Türk devleti çok ciddi bir siyasi ve iktisadi kriz içindedir. Bu krize şimdiye kadar bulabildikleri tek çözüm: Kürdistan savaşıdır.

Türk devleti Kürdistan'a savaş dayatıyor. Ve bu savaşla, hem kendi kitlelerini bir araya getirmeye çalışıyorlar, hem de Türk siyasetini yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. Yoksa mesela Hakkâri Belediye Başkanı'nın, bu devlete zarar vermiş olması kesinlikle değildir. Şundan kurtulmamız lazım.
Yani devlet; bize, bir gündem dayatıyor, biz işte günlerdir kayyum tartışıyoruz.

 Bakın Hakkâri Belediye Başkanı hakkında, 10 yıldır süren bir dava var. Çarşamba günü karar duruşması olacak. Ve belediye başkanının tutuklanacağını devlet biliyor. Çarşamba günü, Hakkâri Belediye Başkanı tutuklanacaktır. Bunu devlet biliyor. Devlet çarşambayı beklemeden pazar günü onu yakalayıp anında kayyum atıyor. Oysa bekleyebilir.
Çarşamba günü zaten tutuklanacak. Siz o zaman müdahale edersiniz. Peki, niye pazar günü yapıyor? Türk Devleti'nin Güney Kürdistan'da, Küçük Güney'de, Kuzeybatı Kürdistan'da bu savaşı sürdürmesi için bir sert iklime ihtiyacı var. Ve sürekli şunu öne sürecek: “Hala beka meselemiz var. Hala ülkemizde terör tehdidi var.” Terör tehdidi işte Hakkâri Belediye Başkanı dağa adam göndermiş. Terör tehdidi nereden geliyor? İşte Kuzeydoğu Suriye denilen coğrafyada bir yerel seçim yapılacak. Bu etrafımızda bir terör devletinin kurulmasıdır. Sadece bu psikolojiyi, bu ortamı oluşturmak için Hakkâri Belediye Başkanı'nı pazar günü derdest edip yerine kayyum atadılar.


Şimdi bizim dönüp bunu işte: “Kanuni değil, hukuki değil!” diye tartışmamız, akıl tutulmasıdır. Bunun kanuni hukuki bir şey olmadığını hem bütün dünya, hem bütün Türkiye biliyor. O zaman; bizim, bunu anlamamız lazım. Bu devlet niye Hakkâri’ye kayyum atadı ve 27 belediye hakkında da soruşturma başlattı?

Bunu kendi gündemi gereği, gerek gördüğü an, Van'a da atayabilir, Diyarbakır'a da atayabilir, başka bir yere de atayabilir, kayyum atamaya da bilir. Çünkü mesele, bu belediyelerin devleti rahatsız etmesi meselesi değildir. Bu devleti rahatsız eden Kürdistan hakikatidir.

Ama şimdi dönüyorsun Kürt siyaset erbabına-okumuşlarına bakıyorsun.
Hepsi işte: “Bu kanuni değil, bu hukuki değil. İşte, CHP'de bunun kanuni olmadığını söyledi.”

Şimdi CHP ile dans ediyor AKP. Bunu 2015'te de yaptı.
Hatırlarsanız; Haziran seçimlerinde, AKP çoğunluk kazanamadı. 2 aydan fazla CHP ile inkişafi görüşmeler dediği, bir görüşmeler sürdürdü. 2 ayın sonunda da erken seçime götürdü. Ve bu sefer sert bir saldırıyla; Diyarbakır'da, Antep'te, Ankara'da bombalar patlatarak Kasım seçimlerinde AKP tekrar iktidar oldu.

Şimdi (AKP) CHP ile bu ilişkiyi sürdürüp, bir taraftan da savaş hazırlığını sürdürüyor. Çok mümkündür ki bir ay sonra diyecek ki: “CHP, teröre karşı mücadelemizi desteklemedi. Biz, savaşı sürdürmek zorundayız.” yeniden sürdürecek.

Şimdi bizim; Türk siyasetinin bu iç işlerini görmemiz-anlamamız ama onun bir parçası asla olmamamız lazım. Çünkü bizi oraya çekiyorlar. Yani biliyorsun; 2018-19 seçimlerinde de 2023-24 seçimlerinde de CHP'ye oy istendi. Kemal Kılıçdaroğlu'nun devlet başkanı olması için Kürt siyasileri neredeyse CHP'lerden daha fazla uğraş verdiler. CHP dediğin zaten bu devletin kurucusu, işgalci, sömürgeci bir parti.

Bir dönem, 2008'den-2015'e kadar, AKP'yi destekleyip, CHP'ye faşist diyorlardı. 2015'ten sonra CHP yeniden demokrat oldu; bu sefer, AKP faşist oldu. Bunların faşist, sosyal demokrat, liberal kendilerine ne ad verirlerse versinler; bizim bakımımızdan, işgalci ve soykırımcı partileridir.

Kayyum meselesi hakkında düşündüklerim bunlar.

Kuzeydoğu Suriye denilen yerde yapılacak seçimler.

Kuzeydoğu Suriye denilen yerde yapılacak seçimler, çok tuhaf bir seçimdir. Yani PYD öncülüğündeki siyasal hareketin, seçim yapacağını söylediği alanda-coğrafyada; 8-9 milyon insan yaşıyor. Bu 8-9 milyon insan içinde; Kürtlerin nüfusu, 1,5 milyon civarındadır. Yani bu Kürtlerin seçimi değildir. Oradaki Arap nüfus, Kürtlerin 5 katı kadardır. Burada bir mahalli seçim yapmaya çalışıyorlar. Alttan alta Esad'la görüşüp, bu otonom yapıları, Esad rejiminin içine çekmeye çalışıyorlar. Oradaki silahlı gücü, Suriye ordusunun bir parçasına dönüştürmeye çalışıyorlar.

Bunu Esad kabul etmiyor. Türkiye tepki gösteriyor. İran kabul etmiyor. ABD bu seçimlerin meşru olmayacağını söyledi.

Dolayısıyla, bu bir tuhaf seçimdir. Yani bize söylenen Rojava'da seçim yapılıyor. Rojava'da seçim yapılmıyor. Yani Rojava dedikleri Küçük Güney’dir.

-Ama hocam, hangi biçimde olursa olsun diyelim ki: “Bunlar niye kendi seçimini yapmasın?”

-Kendi seçimlerini yapsınlar. Kendi seçimlerini yapmasınlar demiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Bu, Kürdistan'ın seçimi değil.

Yani onlar Kuzeydoğu Suriye ve Güneybatı Suriye diye iki Suriye tasarlıyorlar. Birleşik bir Suriye'den söz ediyorlar. Ve Küçük Güney Kürdistan, Rojava dedikleri Küçük Güney Kürdistan bu Kuzey Doğu Suriye'nin içinde eriyor. Demografyası dönüştürülmüştür. Bakın Afrin'de yaşayan insanların %98'i Kürt’tü. Bugün bu oran, %20'lere inmiştir. Kamışlı %60'ı artık Kürt değildir. Yani Küçük Güney’de Kürtlerin çoğunluk oluşturduğu yerler Kobani‘dir, Derika Hemko'dur, Amude'dir, Dirbesiye'dir.
Halep'in kuzey kısımlarında bazı yerleşim yerleridir. Halep'in işte Şehmaksut Mahallesi'dir. Bunun ötesinde Küçük Güney'in demografyasını değiştirdiler.

 Şimdi Kürdistanlı siyaset, önce kendi toprağını garantiye alır.
Önce kendi ülke hakikatini savunur.
Ve eğer Esad'la ya da bir başkasıyla görüşecekse bu ülke hakikati üzerinden görüşür, tartışır, gerekirse savaşır, mücadele eder.

Şimdi Türkiye, buradaki seçimi, kendisi için tehdit olduğundan dolayı öne çıkarmıyor. Türkiye'nin, Kürtlerle savaşa ihtiyacı var. Ve Kürdistan hiçbir parçasında Türkiye'ye dönük bir savaş yoktur. Yani ne Küçük Güney'den Türkiye'ye dönük bir savaş vardır, ne Güney Kürdistan'dan Türkiye'ye dönük bir savaş vardır, ne de Kuzeybatı Kürdistan'da Türkiye'ye dayatılmış bir savaş vardır. Savaşa ihtiyacı olan, savaşı dayatan Türkiye Devleti'dir. Türkiye Devleti, bu savaşı sürdürmek için gerekçeleri arıyor. Küçük Güney’de işte orası PKK'nin devamıdır. Teröristan kurulacak diyorlar. Güney Kürdistan'da PKK kampları var. Bu bizim için tehdittir Onun için Güney Kürdistan'a saldırıyorlar. Hedefleri Güney Kürdistan'daki PKK de değildir.

 İran'la ortak hedefleri, Güney Kürdistan'daki federe yapıyı aşındırmak, orayı özel illere dönüştürmek. Kerkük, tartışmalı topraklar; zaten Irak'ın işgali altında. İşte; Duhok, Hevler, Süleymaniye üç tane özerk il olsun. Federe yapıyı; Türkiye-İran birlikte ve Irak Devleti ile beraber, Federe yapıyı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunun ötesinde söyledikleri hiçbir şey sebep değil. Esas sebep budur. Bunun ötesinde söyledikleri her şey; bahane-gerekçe-mazerettir. Yani Kuzey Doğu Suriye'de, belediye seçimlerinin yapılması, niye Türk Devleti'nin bekasını tehdit etsin?  Ortada öyle bir tehdit yok. Türk Devleti bize savaş satıyor. Maalesef biz bu savaşı alamıyoruz. Kürdistan hiçbir parçasında Türk devletine dönük bir savaş yoktur.

Bu savaşı gerekçelendirmek için batıya karşı işte terör kozunu kullanıyor. Kendi toplumuna karşı terör kozunu kullanıyor. Suriye'ye karşı: “Burası senin de bölünmene yol açacak, gel birlikte bastıralım.” diyor. Bütün bunlar: mazeretler. Savaşa ihtiyaçları var, savaşı dayatıyorlar, savaşı sürdürüyorlar. Esas sebep budur. Bunun ötesinde Türk Devleti'nin söylediği her şey yalandır, bahanedir, gerekçe arayışıdır.

Türkiye'nin Kürdistan politikası, 100 yıldır esas itibariyle değişmemiştir. Bir kısım taktik değişiklikler olmuştur. Görünüşü kurtaracak değişiklikler olmuştur. Ama esas stratejisi: Kürdistan ve Kürt millet hakikatini ortadan kaldırmaktır. Bunu çok açık yapmıştır.

 -Hocam, Türkiye işbirlikçi Kürt de kabul etmiyor. Kürtlerin bunu bilmesi lazım. İşbirlikçi Kürd’ü, Türkiye kabul etmez.

-Yani zaman zaman bunu yapmıştır. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde, birçok Kürt aşiretiyle birlikte davranarak, o dönem Kürt başkaldırılarını bastırmıştır. Siyaseten yani mesela, Demokrat Parti döneminde; Kürtler, hep batıdan bir yumuşak ses beklentisi içindeler. İşte 1945-50'lerde; Demokrat Parti'nin, CHP'nin askeri rejimine son vereceği varsayılarak, Demokrat Parti desteklenmiştir. Daha sonra bir dönem, Ecevit desteklenmiştir. Ecevit’ten sonra Özal desteklenmiştir. Özal’dan sonra, SHP desteklenmiştir. 2008-2015 arasında AKP desteklenmiştir.

Şimdi bütün bunların bir muhasebesini çıkarmamız lazım. Yani 100 yıldır: “Biz, daha iyi bir Türkiye için savaştık, mücadele ettik.” diyelim. “Elimize ne geçti? Neleri kaybettik?”

Bu muhasebeye baktığın zaman; Kürt siyasetinin, artık Türkiye siyasetinin bir parçası olmaya, Türkiye'den bir şeyler talep etmekten vazgeçmesi lazım. Bizim kendi ulusal kurumlarımızı oluşturmamız ve bu devleti Kürdistan'dan çıkarmaya çalışmamız lazım. Bunun ötesinde bir doğru siyasal siyaset tarzı yoktur. Hepsi denenmiştir.

Bakın mesela, şu örneği vereyim size: “1999'dan 2008'e kadar; Öcalan, devletin diğer kesimleriyle anlaşarak, AKP'ye karşı mücadele etmiştir. AKP yeşil faşizmdir.” demiştir. O dönem, AKP'li yöneticilerin beyanları ortadadır. Diyorlar ki: “Ergenekon'la PKK; birlikte bize karşı mücadele ettiler.”

2008'de; Erdoğan, İmralı’ya egemenlik kurduktan sonra, bu sefer tam tersine dönmüştür. Yeşil faşizm olan AKP'den, demokrat bir parti çıkarılmaya çalışılmıştır. AKP şunu yapmamıştır: “1999'dan 2008'e kadar bunlar, orduyla, Ergenekon'la bize karşı savaştılar. Ben bunun intikamını alayım.” dememiştir. “Onlar nasıl bize karşı kullandılarsa da biz de bunu, onlara karşı kullanalım.” demişlerdir.

2015'ten sonra oyun yeniden kurulmuş. Bu sefer CHP devreye girmiştir.
Kürt siyasetini kendi yanına almak. “Bu sefer biz kullanalım.” demişlerdir. Şimdi bütün bunları yapmışlardır. Bu dünyanın her tarafında; sömürgecilerin, emperyalistlerin, egemen sınıfların, ezilen sınıflar ve uluslararasında başvurduğu yöntemlerdir. Onlara: “Siz bunu niye yapıyorsunuz?” diyemezsin. “Biz, niye buna geliyoruz?” diye tartışmamız lazım. Bu onların tabiatları gereğidir.

Yani Kürdistan'ın bütün parçalarında; özellikle, İran'a ve Türkiye'ye karşı, düşmanlık hukukunu içselleştirip, Kürdistan devrimi hedefine yoğunlaşmamız lazım. Bundan vazgeçtiğimiz ölçüde, kaybeden biz oluruz, kazanan işgalcilerimiz olur.

Yani bu kayyum seçimleri falan da bu düşmanlık hukuku içinde anlamamız lazım. Savaşı sürdürüyorlar. Bu savaşı doğru anlamamız ve ikide bir sahte barış çağrılarından, kardeşlik çağrılarından, işgalcisiyle ortak bir akıl üretmek çabasından, kurtulmamız lazım.

Halkımızın örgütlenerek, bu siyaset tarzını reddetmesi lazım. Siyaset erbabımızın, aydınlarımızın; cepheden, ciddi bir tavır almaları lazım. Bir duruşu savunmamız lazım.

Kısa sürede, Kuzeybatı Kürdistan'da, temsil kabiliyeti genişleyen bir örgütlenme mümkün değildir. Ama her durumda, bu duruşu savunmak, bu duruşla halka çağrıda bulunmak mümkündür. Bizim bunu yapmaya çalışmamız lazım.

-Böyle bir iklime ihtiyacımız yok mu? Mesela şimdi Filistinlileri el alalım. Büyüğünden küçüğüne kadar bütün Filistinlilerde, İsrail düşmanlığı var. İster sosyalist olsun, ister milliyetçi olsun, ister İslamcı olsun, ortak iklimi yakalamışlar. Şimdi bize de o gerekmiyor mu?

-Sadece bu iklim değil; bu örgüt, bu kadrolar, yığınları-kitleleri, çok farklı tarzlarda, her sahada örgütlememiz lazım. Ve sadece Türkiye değil; yani Kürdistan'ın bölünüp parçalanmasının yerel sorumluları bellidir. Bir tarafta İran'dır, öbür tarafta Türkiye'dir. Irak, Suriye zaten işte 80 yıllık, 100 yıllık devletlerdi ve darbelere dayanamadılar. Irak çözüldü, Suriye çözüldü ama bizim Kürdistanî bir duruşla düşmanlarımızı tarif etmemiz ve buna karşı bir ulusal siyasal stratejide birleşmemiz lazım. Birlik ancak bu ulusal siyasal hedeflerle olursa anlamlıdır.

Yani Türkiyeci bir anlayışla bütün Kürtleri birleştirsen ne olur? Türk devleti egemen olur. Irakçı bir anlayışla, Irak'taki bütün Kürtleri örgütlesen ne olur yani? İrancı bir anlayışla, Doğu Kürdistan'daki bütün Kürtleri örgütlesen ne olur? Bütün bunlar arasında birlik oluşsa ne olur? Yani birliğin, Bağımsız Birleşik Kürdistan stratejik hedefine bağlı olarak oluşturulması lazım. Dar parçacı anlayışlardan, dar partici anlayışlardan kurtulmamız lazım.

Ve şunu söyleyip bitireyim: “Kürdistan'ın hiçbir parçasının tek başına kalıcı kurtuluşu, mümkün değildir. 21. yüzyılda bir milleti, bir tek partinin temsil etmesi mümkün değildir. Her düşünceden Kürdistanî, yurtsever olan partiler arasında, bu ulusal stratejik hedeflerde birlik mümkündür. Böyle bir iklimi, böyle örgütlerle kurmamız lazım ve bu duruşla halka birlik çağrısında bulunmamız lazım.

-Zamanımız da geçti. Başka bir şey demiyorsanız, çok teşekkür ediyorum.

-Ben de çok teşekkür ediyorum. Dinleyicilere bu saate kadar bizi dinleyen varsa; hepsine, selamlar-başarılar diliyorum: “Kimse bu anı durdurup kötümser olmasın. Gelecek Kürdistan Devrimi'nindir! Bundan asla kuşku duymuyorum! Her birimiz bu yolda yürümeli, bu yola hizmet etmeliyiz.” diyorum. Teşekkürler, iyi akşamlar.

Welat TV Dursun Ali Küçük

21.06.2024

Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

KÜRDİSTAN TARİHİNDE, 1925 HAREKETİ
admin
KÜRDİSTAN TARİHİNDE, 1925 HAREKETİ
1925 ayaklanması dini bir hareket miydi, milli bir hareket miydi? Bunu (bu tartışmaları) yapanlar, esas itibariyle kolonyalistlerdir. Bu hareket milli bir harekettir. Dini motifleri yaygın olarak kullanılmıştır. Hareketin öncüsü, Nakşibendi şeyhidir....
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (182)


KÜRDİSTAN DEVRİMİ, SÜREKLİ DEVRİM OLMAK ZORUNDADIR
admin
KÜRDİSTAN DEVRİMİ, SÜREKLİ DEVRİM OLMAK ZORUNDADIR
Bir parçada başarı kazanmak Kürdistan meselesini çözmez. O başarının kalıcı olması için bir sürekli devrim anlayışına sahip olmamız lazım. Yani Güney Kürdistan'da, bir federal yapı olunca, Güney Kürdistan kurtulmuş olmuyor. Kürdistan meselesi, bi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (400)


KÜRDİSTAN'DA DEVRİMCİ SİYASET
admin
KÜRDİSTAN'DA DEVRİMCİ SİYASET
Lenin'in bir sözü var: “Zincirde öyle bir halka var ki o halkayı tuttuğun zaman, bütün zinciri kontrol edersin.” Kuzeybatı Kürdistan için söylersem: “Bu halka, devrimciler örgütünün oluşturulmasıdır.” Bu oluşturulmadığı...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (574)


AYRILIKÇI YAZILARIN İKİNCİ CİLDİ ÜZERİNE

AYRILIKÇI YAZILARIN İKİNCİ CİLDİ ÜZERİNE
Bu denli kesin tanımlamalar üzerinden oluşmuş siyasal hedef ve perspektiflerin teorik-pratik etkisi, ikili bir görevle karşı karşıyadır. Bir taraftan yenilgi ve yılgınlıklardan oluşmuş egemen siyaset tarzının etkilerini yıkmak, diğer taraftan devrimc...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (707)


Ayrılıkçı Yazılar-2 Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme
admin
Ayrılıkçı Yazılar-2 Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme
Bu kitapta “Bağımsız Kürdistan hayaleti[1]”nden korkanların, bu korktuklarını başlarına getirmek için oluşturulması gereken, devrimciler örgütünün benimsemek zorunda olduğu, teorik ve pratik hat çizilmektedir. Zaten kitabın alt başlığının...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (342)


Netanyahu, HAMAS’ı Yok Etmek, Gazze’yi, İnsansızlaştırmak İstiyor.

Netanyahu, HAMAS’ı Yok Etmek, Gazze’yi, İnsansızlaştırmak İstiyor.
Bağımsız Birleşik Kürdistan’da, Kürdistan coğrafyası, bütün Ermenilere açık olmalıdır. Ve bunlar, belli bir yerde, çoğunluk oluşturup özerklik talebinde bulunurlarsa, haklarıdır. Kürdistan devleti, buna karşı çıkmaz. Çünkü biz bu toprakların ka...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (970)


Sungur Savran’ın “Devrimi” ve T.C. Hakikati

Sungur Savran’ın “Devrimi” ve T.C. Hakikati
1919-23 savaşı, etnik temizlik ve jenosidal hedefli ve pratikli bir savaştır. Bu nedenle devrimci değil, gerici bir harekettir. Komintern’in İkinci Kongresini referans alan komünistler, İttihatçı-Kemalist önderlikle savaşmalıydılar. 1918-23 ça...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (864)


TÜRK SİYASETİ, 1925 KÜRİSTAN BAŞKALDIRISINA NİYE SALDIRIYOR?
admin
TÜRK SİYASETİ, 1925 KÜRİSTAN BAŞKALDIRISINA NİYE SALDIRIYOR?
1926’da, İngiltere ile Türkiye niye anlaştılar? Bu aslında 1925 ayaklanmasından çıkardıkları sonuçtur. Türkiye şunu anladı: Yani Kuzeyde 1925 ayaklanması gibi bir ayaklanma varken, Güney Kürdistan zaten, İngilizlere-Osmanlılara karşı; işte...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (737)


KÜRDİSTAN DAVASINDA VE ÖLÜMLERİNDE, YAZGILARI BİRLEŞMİŞ, İKİ SİYASI LİDER.
admin
KÜRDİSTAN DAVASINDA VE ÖLÜMLERİNDE, YAZGILARI BİRLEŞMİŞ, İKİ SİYASI LİDER.
Saîd Elçî ve Sait Kırmızıtoprak, dünya görüşleri, yaşam tarzları, hatta bir ölçüde kültürleri farklı olmasına rağmen, Kürtlük ve Kürdistan davasında yazgıları birleşmiş iki kadrodur. İki Kürdistan yurtseveridir. Bunların yazgılarının ilk birleştiği y...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (853)


BU SAVAŞ, KÜRDİSTAN’I NASIL ETKİLEYECEK?
admin
BU SAVAŞ, KÜRDİSTAN’I NASIL ETKİLEYECEK?
ABD, Türkiye'yi de gözden çıkarmış değil. Ancak ABD, Türkiye'yi kendi emperyal planlarının bir parçası haline dönüştürmek isteyecektir. Türkiye buna direnirse; ABD, bunun alternatifini arayacaktır. Ya Türkiye'nin içinde arayacaktır ya da ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3074)


Page 1 of 26First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  Next   Last   
123movies