Silahlı mücadelenin önemli sonuçlarından biri, Kürtlerde manevi bir uyanışı başlatmış olmasıdır. Daha doğrusu 1960’lardan beri filizlenmeye başlayan süreç bu mücadele sırasında ve sonrasında iyice gelişmiş, yaygınlaşmış ve kökleşmiştir. Günümüzde, Kürtlere yönelik, dil, edebiyat, tarih, toplumsal yapı incelemelerinde, müzik, resim, tiyatro, sinema alanlarında, yazın alanında yoğun bir çalışma vardır. Kürt toplumunu ayağa kaldıracak, topluma manevi ve maddi bakımlardan güç verecek olan bu çalışmalardır. Toplumun kendine güven duygusu, moral gücü, bu çalışmalar sürecinde artar.
Son yıllarda, Malmisanij, Cemil Gündoğan, Mehmet Bayrak, Cemşid Bender, Osman Aydın, Ruşen Aslan, Munzur Çem, Ali Haydar Koç, Yaşar Kaya, Rohat Alakom, İsmail Göldaş, Naci Kutlay, Tarık Ziya Ekinci, Kemal Burkay, Mehdi Zana, Tori, Faik Bulut, Orhan Miroğlu gibi araştırmacılar bu alanlarda çok değerli eserler, çalışmalar ortaya koydular. Bütün bu çalışmalara kaynaklık eden, Mehmet Emin Bozarslan’ın Jin ve Kürdistan’ı yeniden yayımlaması, Mem-u Zin’i ve Şerefname’yi yayımlaması çok önemlidir. 2007 yılı başlarında, Şerefname’nin değişik bir versiyonu, değişik bir tercümeyle birlikte, Yaba Yayınları tarafından yeniden yayımlanmıştır. Yaba Yayınları’ın Mezopotamya Kitaplığı dizisi dikkate değer bir dizidir.19. yüzyıl sonunda, Şemseddin Sami tarafından hazırlanan Kamus-ül Alam’daki Kürdistan maddesisin yeniden yayımlanması da. H. Mem’in, Ehmede Xani ve Mem-u Zin değerlendirmeleri yine öyle… Mehmet Bayrak’ın, Kürdoloji Belgeleri I, II, Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri kitapları temel kaynaklar bakımından çok değerlidir. Bütün bu süreçte Musa Anter şüphesiz çok değerli bir isimdir. Bu çalışmalar, Kürtlerde tarih bilincinin ve toplum bilincinin gelişmesinde çok büyük bir rol oynuyor. Kürt toplumunu sıçratacak olan bu alanlardaki birikim olacaktır.
Bu süreçte, Doz, Peri, Avesta, Deng, Komal, Öz-Ge, Aram, Nubihar, Yaba, Belge, Beybun, Tevn… yayınlarının, Yurt Kitap-Yayın’ın, Serbesti, Dema Nu, Deng, War, Bîr, Wate, Tiroj, Özgür Halk, Nubihar, Mizgin…dergilerinin, Gündem, Azadiya Welat gibi gazetelerin rolü de büyüktür. Avrupa’da yayımlanan Birnebun, Nudem dergileri yol açıcı olmuştur. Birnebun, Orta Anadolu Kürtleri ile ilgili yayınlar yapıyor. 1990’larda ve 2000’lerin başında 40 sayı yayımlanan Nudem Kürtçe bir kültür edebiyat sanat dergisiydi. Bu derginin 40. sayıda yayınına son vermesi Kürt kültürü adına büyük bir kayıp olmuştur. Paris Kürt Enstitüsü’nün, Brüksel Kürt Enstitüsü’nün, İstanbul Kürt Enstitüsü’nün çalışmaları şüphesiz takdirle anılmalıdır. İzoli’nin, Zana Farqini’nin, Tori’nin hazırladığı sözlükler manevi gelişmenin önünü açmıştır. Hüseyin Musa Sağnıç’ın, Abdurrahman Uçaman’ın Kürt dili üzerine çalışmaları değerlidir.
İnternetteki Kürt sitelerini de bu arada saymak gerekir. İnternetteki bu siteler, kişilerin birbirleriyle tanışmalarında, haberleşmelerinde, birbirlerinin yapıp ettikleri hakkında bilgi edinmelerinde büyük rol oynamaktadır. Kendi adıma, Gelawej, Nasmame, Kurdinfo, Peyamaazadi, Rızgari, Denge Kurdistan, Kurddem, PDV Kurdistan, sık sık izlediğim siteler oluyor. Avrupa’da, çeşitli ülkelerde, ve ABD’de yapılan yayınlar ayrı bir inceleme konusudur.
Bu uyanış sürecinde, Kürt edebiyatı da gelişmektedir. Roman, öykü, şiir dallarında önemli eserler ortaya konulmuştur. Mehmet Uzun’un, Kürt diliyle yazdığı romanlar dikkate değer özelliktedir. Hasan Bildirici, Metin Aktaş, roman, öykü dallarında çok iyi eserler vermişlerdir. Yılmaz Odabaşı, Muhsin Kızılkaya... dikkate değer yazın adamlarıdır.
Bu yazıda, Osman Aydın’ın, Kürdistan’ın Demoıgrafisi ve Kürdistan’da Nüfus Hareketleri, İsveç, 204, Apec Förlag ve 1925 Kürt Ulus Hareketi, Doz Yayıncılık, İstanbul Nisan 2006, Ruşen Aslan’ın, Şeyh Said Ayaklanmasında Varto Aşiretleri ve Mehmet Şerif Olayı, Doz Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2006, M. Malmisanij’in, Türkiye’de ve Suriye’de Kürtçe Kitap Yayıncılığının Dünü ve Bugünü, Vate, İstanbul 2006 kitaplarından söz etmek istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Kürtlerin nüfusunun ne kadar olduğu çok önemli bir konudur. Osman Aydın bu konunun incelenmesinde dikkate değer bir yöntem geliştiriyor. Bunun için Kürt coğrafyasında, nüfusun nerelerde, ne ölçüde yoğunlaştığını araştırıyor. “Kürdistan neresidir?” diye bir soru soruyor. Makul bir anlatımla bu soruya cevap bulmaya çalışıyor. Çeşitli nedenlere dayanan iç göçlerle nüfusun ne kadarının buralardan ayrıldığını irdeliyor. Kürtlerin yaşadığı illerde ve ilçelerde gözlemlerde bulunmak böyle bir çalışma için gerekli olmaktadır. Nüfususun çoğunluğunu Kürtlerin teşkil ettiği illeri, Kürt nüfususun önemli bir yekun oluşturduğu illeri, Kürt nüfusunun azınlıkta olduğu illeri saptamak önemli olmalıdır. 2000 yılı itibarıyla, Kürt nüfusunun, 10 milyon 700 bini bölgede, 6 milyon 700 bini Türkiye’nin çeşitli illerinde, bir milyonu da Türkiye dışında olmak üzere, 18 milyon 400 bin olduğunu hesaplıyor. Osman Aydın Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2000 yılına ilişkin nüfus istatistiklerini değerlendirerek böyle bir sonuca ulaşıyor.
Türkiye’de Kürtlerin nüfususun bilinçli olarak belirsiz bırakıldığı biliniyor. Bugün Kürtler, Kürt nüfusunun kabaca 20 milyon olarak ifade etmektedirler. Türk basını, Türk araştırmacılar, Kürtlerin bu tür açıklamalarına şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Ama, Kürt nüfusunu bilinçli olarak belirsiz bırakan devletin tutumuna hiç eleştiri getirmemektedir. Örneğin Kürtlerin nüfusunun neden sağlıklı bir şekilde sayılmadığını irdelememektedir. 1965 nüfus sayımına kadar anadil ile ilgili bazı sorularda soruluyordu. Ama Kürtlerde milli duyguların filizlenmesine paralel olarak anadil ile ilgili sorular nüfus anketlerinden çıkarıldı. Kürt nüfus sayısının belirsiz bırakılmasının nedeni, Kürtlerde milli bir bilincin gelişmesine engel olmaktır. Kürtlerin sayısı ile ilgili bir konunun insanların bilincine çarpmasını engellemektir. Aynı zamanda gerektiğinde Kürt nüfus sayısını küçük gösterebilmektir.
Osman Aydın’ın 1925 Kürt Ulus Hareketi, 1925’deki Kürt ayaklanmasını farklı bir anlayışla ele alıyor. “Şeyh Said hareketi” değil de, “Kürt ulus hareketi “ denmesi dikkate değer bir konudur. Bu, Ortadoğu’da, Türkler, Araplar ve Farslar arasında, Kürtlerin konumunu, Kürtlerin haklarını ve beklentilerini dikkate alan bir araştırmadır.
Türk siyasal sisteminde, Kürtlere, Kürtçeye ve Kürt sorununa yönelik resmi ideolojinin oluşmasında Mehmet Şerif Fırat önemli bir isimdir. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabı, 1925 Kürt ulus hareketinde Varto aşiretlerinin durumu, Mehmet Şerif Fırat’ın öldürülmesi resmi ideolojinin bu boyutuyla ilgili önemli olgulardır. Ruşen Aslan, Şeyh Said Ayaklanmasında Varto Aşiretleri ve Mehmet Şerif Fırat Olayı kitabında bütün bu ilişkilere eleştirel bir şekilde yaklaşmaktadır.
1960’larda, 1970’lerde, yani Kürlerde milli duyguların yavaş yavaş filizlenmeye başladığı yıllarda, bazı Türk yazarları, Kürt dili diye bir dilin olmadığını, üç-beş kelimelik bir dil olduğunu savunurlardı. Bu düşüncelerini temellendirmek, düşüncelerini kanıtlamak için de, “bu dille yazılmış bir roman gösterebilir misiniz, bu dille yazılmış bir inceleme gösterebilir misiniz?” diye sorarlar yöneltirlerdi. Ama Kürt dilinin, Kürtçe konuşmanın, yazmanın yasaklanmasına, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bu yasakların sürüp gelmesine katiyen dokunmazlardı. Böyle bir konu yokmuş gibi bir tavır sergilerlerdi. Bu konunun, yani yasakların insanların bilincine çarpmasını önlemek için özenli bir çaba gösterirlerdi. Bu yazarlar, bası mensupları, Kürtleri, Kürtçe’yi yoğun bir şekilde küçümser, aşağılar, fakat, Kürt kültürüne, Kürtçe’ye getirilen yasaklara hiç değinmezlerdi. Bir dilin, bir kültürün yasaklanması şüphesiz çok önemli bir olgudur. Bu, ulusun yasaklanması anlamına gelmektedir. Çünkü dil varsa ulus vardır, dil yoksa, ulusun varlığından söz etmek de anlamlı değildir. M. Malmisanij, Türkiye ve Suriye’de, Kürtçe Kitap Yayımcılığının Dünü ve Bugünü çalışmasında bu yasaklara vurgu yapmakta, sürecin gelişimini değerlendirmektedir. Kürtçeye getirilen yasaklar eleştirel bir şekilde ele alınmaktadır.
Günümüzde de bu incelemeler yoğun bir şekilde sürüyor. Bu sürecin çok önemli bir anlamı var. Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı isimli eserinin önsözünde, “toplumlar üstesinden gelemeyecekleri sorunları gündeme getirmezler” şeklinde bir düşünce var. Bir sorun gündeme gelmişse, araştırılıyorsa, tartışılıyorsa, bu sorunun artık üstesinden gelinecek demektir. Kürt araştırmacılar, tarih, dil, edebiyat, sanat konularında yoğunlaşarak süren çalışmaları, Kürt sorununun şu veya bu şekilde çözüme ulaşacağı anlamına gelmektedir.
Bütün bu incelemelerin Kürt araştırmacılar tarafından yapılacağı da açıktır. Türk üniversitesinin, Kürt araştırmaları konusunda ciddi bir varlık gösteremeyeceği biliniyor. 2006 yılı Mart ayında, Helsinki Yurttaşlar Derneği Empati grubu tarafından düzenlenen, “Türkiye’nin Kürt Meselesi” konferansına, İstanbul’da Bilgi Üniversitesi salonlarını açmış olsa da, üniversitenin bu konudaki yaklaşımı bellidir. Akademik camiaya katılmanın, akademik camiada yükselmenin tek yolu resmi ideolojiye sadakattır. Resmi ideolojiye sadakat, akademik camiaya katılmanın, üniversitede yükselmenin biricik yoludur. Bu süreçte tartışma, muhalif düşünceye sahip olma yoktur. Sözü edilen sadakat tamsa, ilgili kişinin bilimsel incelemeler yapması veya yapmaması önemli kriterler değildir. 1960’ları, 1970’leri düşünelim. Kürtlerin ve Kürtçe’nin varlığını inkar eden, Kürtlerin Türk asıllı olduğunu, Kürtçe’nin Türkçe’nin ilkel bir biçimi olduğunu isbat etmeye çalışan üniversite mensupları, doktoralar, doçentlikler, profesörlükler elde edebilmişlerdir. Kürtlerden ve Kürtçe’den söz edenler ise çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu tutum günümüzde de egemendir. Bu süreçte, üniversiteden Kürt araştırmalarına yönelik sağlıklı bir tutum beklemek doğu değildir.
Günümüzde Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Kürt olgusu dikkate alınmadan, çeşitli biçimlerde, çeşitli kişiler ve kurumlar tarafından eleştirilmektedir. Ama, Kürt araştırmalarına yönelik tutumlar, YÖK’ten önce de böyleydi. Üniversitede, özellikle, Tarih, Sosyoloji, Siyaset bilimleri, Antropoloji, Ekonomi, Hukuk gibi alanlarda, bilim anlayışı YÖK’ten önce de yoktu. Bu alanlarda, profesörler, herhangi bir kitabı veya yazıyı, ‘içinde suç var mı, yok mu’ saikiyle okuyorlar, ‘bilirkişi raporu’ hazırlıyorlardı. Bu, üniversitede bilim zihniyetinin olmadığını ortaya koyan çok açık bir göstergedir. Resmi ideoloji, o dönemlerde de, belirleyiciydi, yönlendiriciydi. Zaten üniversite olsaydı YÖK olmazdı.
“Bir ulus için en büyük felaket, o ulusun tarihinin başkaları tarafından, hasımları tarafından yazılmış olmasıdır.” şeklinde bir değerlendirme vardır. Kürtler, 1990’larda, 2000’lerde, bu durumu yakıcı bir şekilde hissetmiş, bunun üstesinden gelmek için yoğun bir çaba içine girmiştir. Bu çabaların yoğunlaşarak, yaygınlaşarak süreceği açıktır.
*Aynı başlıklı yazı Esmer Dergisi'nin Nisan 2007 tarihli, 28. sayısında da yayınlanmıştır.
Kürt Tarihini Artık Kürtler Yazıyor- II
Esmer’in Nisan 2007 tarihli 28. sayısında, “Kürt Tarihini Artık Kürtler Yazıyor” başlıklı yazının birincisi yayımlanmıştı. Bu yazıdan sonra birçok arkadaş tarafından sitemler yapıldı. Bana doğrudan yapılan bir sitem yok. Arada yayıncılar var veya başka arkadaşlar var .Belki Esmer Dergisi’ne ulaştırılan sitemler de vardır. “Ben Kürtlerle ilgili, Kürdolojiyle ilgili şu kadar araştırma yaptım, yazılar yazdım, kitaplar yayımladım. Beşikçi benim adımı belirtmemiş.” şeklinde sitemler var. Bu sitemler beni çok şaşırttı.
Böyle bir yazıda, birçok araştırmacının, yazarın ismi unutulmuş olabilir. Art niyet aramak doğru değildir. Unutmak, gözden kaçırmak, dalgın olmak, bir anda bütünü kavrayamamak, elbette Beşikçi’nin kusurudur. Örneğin Hasan Yıldız’ın adının anılmaması, şüphesiz çok büyük eksikliktir. Bu Beşikçi’nin kusurudur. Sıraç Bilgin’in, M.Kalman’ın, E. Xemgin’in, Gürdal Aksoy’un isimlerinin anılmamış olması yine öyle. Merhum Necmettin Büyükkaya’nın Kalemimden Sayfalar (Hzırlayan ve derleyen Şerwan Büyükkaya, İsveç, 1992) kitabı, yine anılmaya değer.
1990’larda, Selim Çürükkaya, Yeni Ülke gazetesinde,”Bay muhalif” imzasıyla yazılar yazardı. Bunlar değerli yazılardı. Günümüzde Şükrü Gülmüş’ün yazılarını “muhalif” kategorisi içinde değerlendirmek mümkündür. Bilimin ve siyasetin kavramlarıyla analizler yapmak, muhalefet yaparken küfürden uzak durmak, muhalefeti, muhalif olmayı etkili kılmaktadır.
Recep Maraşlı, İbrahim Güçlü, Mümtaz Kotan, Fuat Önen, Memmet Emin Aslan, İbrahim Küreken, Tahsin Sever gibi bazı yazarlar, Kürt toplumuna, Kürt mücadelesine ilişkin düşüncelerini, önerilerini dile getiriyorlar. Merhum Orhan Kotan’ını bu uğurdaki çalışmaları unutulamaz. Örneğin, 1980’lerin ortalarında yayına başlayan, yayını 12 yıl kadar süren, Kürtler, Kürt dili ve edebiyatı, Kürt sanatı gibi konularda yayın yapan Kürdistan Pres her azman değerli bir kaynak olarak görülecektir, algılanacaktır. Genç yaşta kaybettiğimiz Nazif Kaleli bu yolda ciddi çalışma içindeydi. Bilgisayarda, internette, Kürt sitelerini izlediğimiz zaman, bu doğrultuda düşüncelerini açıklayan pek çok isme rastlamak mümkündür. Artık kürdi bir bakış açısının gerekli olduğu herkes tarafından dile getirilmektedir. Bu sürecin güzelliği şuradadır. Kürdolojiyle ilgili olarak çalışan Kürtlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. “Sayılamayacak kadar çok” olduğu zaman, bazı isimler dikkatlerden kaçabilmektedir. Kürt araştırmacıların bu süreçte yoğunlaşmaları, bazı Türk araştırmacıların ve Türk basın mensuplarının da artık, daha ciddi bir tutum sergilemelerine, inkarcı ve imhacı görüşlerini düzeltmelerine neden olmaktadır.
Dil-edebiyat, kültür, sanat alanında Nudem’i, Birnebun’u, önceki yazıda belirtmiştim. Firat Ceweri’nin bu yoldaki çalışması değerlidir. Nudem her zaman önemli bir kaynak olarak değerlendirilecektir. Hawar’iki cilt halinde yeniden yayını şüphesiz çok önemlidir. Son yıllarda, kültürde, sanatta önemli gelişmeler olduğunu söylemeye çalışıyoruz. Nudem’in yaşamını sürdürememesi, kapanmak zorunda kalması bu ortamın yani kültür ve sanat ortamının pek çok sorununun, zaaflarının olduğunu da göstermektedir. Nudem Kürtçe yayın yapan bir kültür, sanat, dil ve edebiyat dergisiydi. Firat Ceweri Nudem Yayınlarını da kurmuştu. Nudem Yayınları, dil-kültür sanat, edebiyat alanında Kürtçe olarak birçok birçok kitap yayımlamıştı. Yabancı dillerden Kürtçe’ye, Kürtçe’den yabancı dillere çeviriler yapmıştı. Hawar bu çerçevede yayımlanmıştı. Kürt Edebiyatı Antolojisi bu çerçevede yayımlanmıştı. 2003 yılında yayına başlayan Vesta, Türkçe-Kürtçe yayın yapıyor. Vesta’nın da belirli aralıklarla yayımlanamaması bu ortamdaki sorunlara ve zaaflara işaret etmektedir. Kürtçe basılan kitapların sürümünün az olmasını, yine zaafın ve sorunların göstergesi olarak değerlendirmek gerekir. Ali Çiftçi’nin Birnebun’u ise yaşamını sürdürmektedir. Bugüne kadar 33 sayı yayımlanmıştır. (Mayıs 2007) Bu, güzel bir gelişmedir.
Roman, öykü alanında, Suzan Samancı dikkate değer bir isimdir. Kültür ve sanat incelemeleriyle Müslim Yücel, önemlidir. Sara Goran’ın internet sitesi kültür,sanat ve arkeoloji konularında önemli çalışmalar yapmaktadır. Merhum Mahmut Baksi’nin çalışmaları elbette değerlidir.
Diğer parçalarda, Kürt tarihi, Kürt dili ve edebiyatı, Kürt kültürü ve Kürt sanatı üzerinde bizzat Kürtler tarafından yapılan çalışmalar, şüphesiz çok ilerlemektedir. Fakat bunları, benim, sağlıklı bir şekilde izlemem mümkün değildir. Bunların birkaçını şu şekilde belirtmek mümkündür. Mesut Barzani’nin, “Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, 1,2 Doz Yayınları, 2003, 2005) isimli kitabı, Küney Kürdistan’daki son 70 yıllık mücadeleyi inceleyen değerli bir çalışmadır. Merhard R.İzady’nin, Kürtler, Bir el kitabı. (Doz yayınları, Çev. Cemal Atila, 2004) haritalarıyla önemli bir incelemedir. Kemal Mahzar Ahmed’in, Kerkük, Tarih, Politika ve Etnik Yapı (Çev. Kadri Yıldırım, Avesta, 2005) Nuri Talabani’nin, Kerkük’ün Araplaştırılması, (Çev. Zafer Avşar, Aveste, 2005), Şoriş Haci’nin, Kerkük’ün Araplaştırılması, Belgeler, 80 Belgede Araplaştırma Politikası, Doz, 2006) kitapları yine öyle…
Bu yazıda, Cemil Gündoğan’ın, Hasan Yıldız’ın, Munzur Çem’in çalışmalarından söz etmek istiyorum.
Cemil Gündoğan’ın, “1924 Beytüşşebap İsyanı ve Şeyh Sait Ayaklanmasını Etkileri” (Komal Yayınevi, 1994) kitabı, Kürt tarih araştırmaları konusunda önemli bir incelemedir. 1919-1922 yılları arasındaki milli mücadele sırasında Kürt-Türk ilişkilerinin irdelenmesi önemli bir çaba olmuştur. Bu süreçte Ermeni tehdidinin nasıl kullanıldığı, Kürt-Ermeni ilişkilerinin değerlendirilmesi de dikkate değer. Kürdistan’daki siyasal kümelenmeler, Azadi örgütünün kurulması, Cibranlı Halit Bey’in, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey’in öne çıkışları gibi konular incelenmektedir. Kürt hareketi, İhsan Nuri Paşa’nın liderliği, Nasturi harekatıyla, Nasturi isyanıyla birlikte irdelenmektedir. Cibranlı Halit Bey’in, Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey’in tutuklanmaları ve idam edilmeleri, Şeyh Said’in öne çıkışı, olgulara dayanılarak değerlendirilmektedir Bu, bilimsel bir çalışmadır, değerli bir çalışmadır. Kitabın sonunda, “Kürt Tarih Yazımının Metodolojik Sorunları” konulu ciddi bir inceleme de vardır.
Bilimde farklı görüşlere yer vermek, somut olgular dikkate alınarak, bu görüşleri tarkmak, kıyaslamak, önemli bir çabadır. Araştırmacıların, farklı düşüncelere kulaklarını tıkamaları sağlıklı bir tutum değildir. Sadece soru sormak değil, doğru soruyu sormak da önemlidir. Yanlış sorulmuş bir sorudan doğru sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. Sadece düşünülen konu değil, nasıl düşünüldüğü de önemlidir.
Cemil Gündoğan bu çalışmayı yaparken, kendisinden önce bu konuda yapılan bütün çalışmaları, olanakları ölçüsünde dikkate almaya çalışmıştır. Bunlarsa genel olarak resmi ideolojinin kabulleri doğrultusunda yapılan çalışmalardır. Cemil Gündoğan’ın çalışmasının bunlara göre büyük bir farklılık göstereceği açıktır. Türkiye’de üniversite, araştırmacılar, bu farkı içine sindiremiyor. Herhalde bu görüşle ilintili olduğu için, Cemil Gündoğan’ın bu çalışmasından, Üniversite mensubu, basın mensubu, Türk araştırmacıların kitaplarında pek söz edilmiyor. Görmezlikten geliniyor.
Hasan Yıldız’ın, “Aşiretten Ulusallığa Doğru Kürtler, -Politik Felsefe Açısından Kürt Toplumunun Bir Kritiği” isimli bir kitabı var. Bu kitap 1989 da, ilk olarak Stockholm’da yayımlanmış. Daha sonra da Türkiye’de çeşitli yayınevleri tarafından basılmıştır.
Hasan Yıldız’ın sözünü etmeye çalıştığım ikinci kitabı, “Fransız Belgeleriyle Sevr-Lozan ve Musul Üçgeninde Kürdistan” kitabıdır. İlk basımı 1990 da Köln’de yapılan bu kitap daha sonra da Türkiye’de çeşitli yayınevleri tarafından basılmıştır. Son baskısı 2005 de Doz Yayınevi tarafından yapılmıştır.
Hasan Yıldız’ın üçüncü kitabı, “20. Yüzyılın Başlarında, Kürt Siyasası ve Modernizm” başlığını taşımaktadır. Kitabın ilk baskısı 1996’da Nujen Yayınevi tarafından basılmıştır. Son baskısı ise 2006’da Doz Yayınevi tarafından yapılmıştır.
Hasan Yıldız’ın, 2005 ve 2006 yıllarında Doz Yayınevi tarafından yeniden basılan kitapları genişletilmiş olarak basılan kitaplardır. Bunlar çok sağlıklı bilimsel incelemelerdir. Bu bakımdan bu kitapların yeniden yayımlanmaları çok iyi olmuştur. Aynı şekilde birinci kitabın yayımlanması da iyi olacaktır.
Ortaya çıkan toplumsal gerçeğin zamana göre değişim göstermesi de söz konusudur. Her zamanın, her dönemin kendine göre farklı gerçeklikleri de olabilir. Bu arada, yüzeydeki görüntülerle, altta yer alan, daha karmaşık olan, temel gerçeklikleri de ayırt etmek, temel gerçeklikleri fark etmek gerekir. Hasan Yıldız’ın çalışmalarında, yüzeydeki görüntülerin altındaki temel gerçeklikler, temel ilişkiler, açık bir şekilde ortaya konulmaktadır.Olgular ve olgular arasındaki ilişkiler değerlendirilirken, yanılgılar da olabilir. Bu yanılgıların nasıl ortaya çıktığının değerlendirilmesi de gerekir.
*Aynı başlıklı yazı Esmer Dergisi'nin Nisan 2007 tarihli, 28. sayısında da yayınlanmıştır